Her şey i sen sözleri için bunu yapmak

Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

2020.09.13 21:39 karanotlar Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

_Kalpteki incelik ise sevgi yaratır. Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır. _Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL. _Halk açsa Bu üsttekilerin fazla vergi yemelerindendir. Halkı yönetmek güçse bu üsttekilerin her işe karışmasındandır. _Tasalanma sebebim bir bedenimin olmasıdır, Bedenim olmasaydı tasalanacak neyim kalırdı?" _İnsan ne kadar çok bilirse hükmedilmesi o kadar zor olur. Bu nedenledir ki eğiterek hükmetmek isyan getirir, cahil bırakarak hükmetmek mutluluk. _Sadece kendiniz olmak ile mutlu olduğunuzda ve kendinizi kimseyle kıyaslayıp, yarışmadığınızda, herkes size saygı duyacaktır _Kutlu kişinin kendi kalbi yoktur. Yetmiş iki milletin kalbidir onun kalbi. O kendi çocukları gibi bakar hepsine. İyilere iyiyim Kötülere de iyiyim. Çünkü iyiliktir ERDEM. Dost olana dostum Dost olmayana da dostum. Çünkü dostluktur ERDEM. Kutlu kişi sükûnet içinde yaşar. Geniş kalbi dünyaya açık. _Kutlu kişi isteksizliği ister. Değerliye değer vermez. _Mutsuzsanız geçmişte. Endişeliyseniz gelecekte. Huzurluysanız şu an da yaşıyorsunuz. _Brahman rahibi: “Komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!” _Görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. _Zorlanan bir şey, eninde sonunda eski durumuna geri dönecektir. _Başkalarını anlamak olgunluk, kendi kendini anlamak ise daha üstün bir olgunluktur. _Kayıp bazen kazançtan daha fazla yarar sağlayabilir. _Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül. Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal. Parçalan ki yenilen. _Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür. _Zekice olmayan bir davranışa dahi zekice karşılık ver. _Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi? _Küçük kafalar kişileri, büyük kafalar fikirleri konuşur. _Bilge kişi kendi kişiliğini en sona koyar ama yine de en öndedir _En büyük iyilik su gibidir: sudaki iyi herkese yarar. Su bu iyiliği umursamadan yapar. _Kazanmak yada kaybetmek, hangisi daha iyidir? En iyi lider insanların ancak varlığından haberdar olduğu liderdir. _Tao Karıncayla imparator arasında fark gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez. _Dünya olduğu gibi olağanüstü güzel. _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte. _Doğal olan güzeldir. İnsan içinden öyle geldiği için iyilik yapmalıdır, ödül beklediği için ya da cezadan korktuğu için değil. İçten gelmeden yapılan şeyler de uyum getirmez.
_Tao soyuttur. Ne yükselirken parlaktır ne de batarken karanlık. Tarif edilemez ve anlayışımızın ötesindedir. Başlangıcı ve sonu yoktur._Onu adlandırdık mı, onun sonsuzluğunu yitiririz. Çünkü her söylenen söz, her verilen ad şeyleri “Kendisi olamayandan” ayırır. _Su, TAO’nun simgesidir. O, yumuşak ve uysal, ama taşı yenecek kadar güçlüdür. En ince aralıklara bile sızar. Karşılık beklemeden çevresine hizmet eder. Her zaman en altta, insanların hor gördüğü yerlerde kalır. Bu yüzden de toplayıcı, birleştirici olur. Her yerde çevresiyle uyum sağlar. İçinde bulunduğu kaba uyar. Yine de hiç bir zaman kendi doğasını yitirmez... _Tao, her şeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir. HİÇ iken Bir oluruz. Bir’ken İki oluruz. İki iken Üç oluruz. Üç’ten bin bir tür oluruz. Hiçlik, karşıtlıklar dünyasının kaynağıdır. Birinin içinde ötekinden, erkekte kadından, kadında erkekten, ışıkta gölgeden, toprakta güneşten bir şey vardır her zaman. Her şey karşıtıyla vardır. (Ying Yang.) Tao içerdiği yol olma niteliğinin yanı sıra rehber olmasıyla, aslında aynı anda yapan ve yapılmakta olan gibi iki kavramı içinde barındırır: Hem yönetmen hem aktör, hem besteci hem melodi, hem seyrüsefer cihazı hem seyrin ta kendisi. Üstün insana Yol'dan söz etsen, gayretle işe sarılır. Nasipsize söylesen vay haline, kahkahaya güler. Gülmeseydi, yol, yol olmazdı. İnsanlar yeryüzünü izler, yeryüzü gökleri, gökler Yol'u izler. Yol ise olanı. _ Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar Göğün-yerin işaretlerinde. Ben bilgelik ararım Zaman ve dünyanın işaretlerinde. _ Kimileri mucizeleri kutsal sayar. Ben mucize olmayanı kutsal sayarım… _Uyanmış insan işlenmemiş cevheri görür. _Bilge, gece içinde bir okyanus gibi, durgun ve sessizdir ama bir kış rüzgarı kadar yakıcıdır. Bilge kişi bulutlar gibi sürüklenir, belli bir yeri olmadan. yeni doğmuş bir bebek gibi kendini ifade etmeye çalışmaz. Bilge kişi bilir ki kişi yenilerek yenebilir ve yenerek yenilebilir. Bilge kişi kendine önem vermez, ama başkalarının ihtiyaçlarını duyumsar o alçakgönüllü ve utangaçtır, böylelikle diğerlerinin kafasını karıştırır.çocuk gibi görünür ve dinlenir. Bilge kişi kafasında yenmeyi kurmaz ki yenilsin, bir şeye sarılmaz ki yitirsin. bilgenin yolu kurnazlığa kaçmadan çalışmaktır. _Büyük iyilik su gibidir. Doğal olarak akar. Reddeden insana bile faydası olur. Tao gibidir. Bilge kişi de su gibi yaşar, arzusuz ve alçakgönüllü, entelektüel düşünceli, sevecen, adildir. Bilge kişi sessizce çalışır. Ne övgü ne de şöhret aramaz. Uyuyan bir bebek gibi nefes alır ve uyumu gözetir. _Tao yaratır ama saygınlık istemez ve yol gösterir ama karışmaz. Tao seyahat etmeden de bilinip gözlenebilir; ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi. Her nesne tao nazarında birer küçük evrendir; dünya kainatın küçük evreni, ulus dünyanın küçük evreni, köy ulusun küçük evreni; aile köyün küçük evreni, ve bedeni kişinin ailesinin küçük evrenidir; tek bir hücresinden galaksiye kadar…
Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz. _Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende eylemdeki etkide doğru zamandaki doğru harekette gösterir. _Kendini bilen bilge. Başkasını bilen bilgilidir. Kendini yenen kudretli. Başkasını yenen kuvvetli Halinden memnun olan zengindir. Nefsini yenen iradeli. Yerini korumayı bilen kalıcıdır, Ölüp de yok olmayan ölümsüz. _Edimsizliğin her şeyden el etek çekmek, eylemsizlik demek değil, tutkulu, hırslı eylemlerden, doğadaki dengeye ters eylemlerden uzak durmak demek. İçine kapalılık demek değil, ukalalık, gevezelik etmemek, çevresine yaşamı ve tutumu ile örnek olarak yol göstermek demek. _Kutlu kişinin bu sınırsız iyiliği karşısında herkesin ağzı açık kalır. _Hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü. hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü...” _Edimsizlik, yaşamın akışına aykırı olan eylemlere girişmemektir. _Ezecekler mi birini. Büyütürler onu alabildiğine. Zayıf mı düşürecekler birini. Güçlendirirler onu alabildiğine. Yok edeceklerse birini. Geliştirirler onu alabildiğine. Alacaklar mı elindekini onun. Ona verirler önce bol bol. Budur görmek görünmezi. Yumuşak yener serti. Zayıf yener güçlüyü. Çıkarma balığı derinden. Sırdır düzen. Ele verme sırrını. _Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler. Derindiler erişilip bilinmez. Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen, Komşuların gözü altında gibi Dikkatli, Konuklar gibi sakıngan, Eriyen buz gibi geçici, İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz, Vadi gibi geniş. Sis gibi bulanık… _YOL'u yitirmeyen doygunluğu aramaz. Doygunluğu aramayan kalır dolmadan. Hep açık yeni yetkinliğe. _Fazla söz boşa zahmet. İyisi mi içindekini tut içinde. _Su gibidir yüce iyilik. İyidir ki su Binbir türe yarar verir dayatmasız. İnsanların hor gördüğü yerlerde. _En yüce hakanların varlığını Bilmezdi halk. Ne sakıngandı değerli sözleri. İşlerini görürlerdi onlar ve yoluna girerdi. Sonrakiler sayıldı ve sevildi Sonrakilerden korkuldu _Ahlak yok olduğunda doğru davranış biter ve çıkarcılık ortaya çıkar. Çıkarcılık; düzensizliğin başlangıcıdır. _Beş renk gözü kör eder, beş sesse, kulağı sağır. Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir. Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür, arzular ise kalbi öldürür. Denge ve ihtiyaç önemlidir. _Bir şeyi daraltmak istiyorsan, Önce onu genişletmelisin. Bir şeyi zayıflatmak istiyorsan, Önce onu güçlendirmelisin. Bir şeyden ayrılmak istiyorsan, Önce onunla birleşmelisin. Bir şeyi almak istiyorsan, Önce onu vermelisin. Buna “ ince kavrayış” denir. _Lao Tse ise toplumdaki çürümenin ahlak dersi verme ve politik önlemler almayla giderilemeyecek kadar derin olduğunu düşünüyordu. Tersine, tüm töreler, kurallar, ahlak, politik girişimler kötülüklerin asıl kaynaklarıydı, insanların doğallıklarına dönmeleri, her türlü tutku ve bencillikten kurtulmaları, toplumsal norm ve değerlerden vazgeçmeleri gerekiyordu. _Derler ki, tüccarın iyisi malını öyle saklarmış ki, onu gören yoksul sanırmış. Arif ve ERDEM’li kişi de odur ki, gören budala sanır, iyisi mi, Siz vazgeçin şu gururlu, hırslı, kibirli halinizden, bırakın şu yakışıksız çabalarınızı “Emirlerle yönetip cezalarla düzenlersen halk yılgın ve utanmaz olur. ERDEM’le yönetir ahlakla düzenlersen halk utanmayı öğrenir ve iyiye yönelir.” Ama gerek “ahlak”, gerekse “yönetme” ve “düzenleme” çabalarının kendisi huzursuzluğun asıl kaynağı Lao Tse’ya göre! _ Asıl tehlikenin büyüğü, asıl sakınılması gereken şey “hortlaklardan” da önce, insanlığa hizmet etme aşkıyla hortlaklara savaş açan kutlu kişiden gelebilecek zarar. _Günümüz yönetimlerinin “tüketim olanakları verip halkı pasifleştirmek” ve “basit halkı bilgisiz bırakmak; aydınların ise gözünü yıldırıp eyleme girişme cesaretini kırmak” türü yöntemlerini kaçınılmazlıkla anımsatıyor bunlar! _Doğru yaşamayı bilen Geçsin ülkeyi bir uçtan bir uca. Rastlamaz tek gergedana kaplana. Geçsin bir ordunun içinden. Ne zırh yarar ne kılıç. Gergedan bulamaz boynuz saplayacak yer. Kaplan bulamaz tırnak geçirecek yer. Kılıç bulamaz keskinliğini gömecek yer. Neden? Çünkü ölümlü yanı yoktur onun. _Yücelerden bilge YOL’u duyunca. İzler onu uyumla. Alçakçalardan bilge YOL’u duyunca Güler ağız dolusu Ve gülmezse bil ki Doğru YOL değildir o. _Bütün keskinlikleri körelt, Bütün düğümleri çöz, Her şeyi birbirine kat. Sır olan Ayniyet, işte buradadır. Sen, ona yaklaşamazsın, Onsuz da yapamazsın. Ona bir hayrın olmaz, Zararın da olmaz. Ona şeref veremezsin, Onu aşağılayamazsın da. Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz. _Nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur. _Kimileri mucizeleri kutsal sayar ben mucize olmayanları kutsal sayarım. Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar. Ben bilgelik ararım. _Olgunlaşır varlıklar. Sonra dönerler kaynaklarına. Kaynağa dönmek huzur demek. Huzur amaca varmak demek. Amaca varmak sonsuzluk demek. Sonsuzluğu kavramak aydınlık demek. Sonsuzluk kavranmadı mı Uyumsuzluk gelir. Sonsuzluğu kavrayan hoşgörülüdür. Hoşgörülü demek adil. Adil demek egemen. Egemen demek kutsal. Kutsal demek YOL'da YOL'da demek kalıcı… _Kutlu kişi örnek olur dünyaya. Çevresine ışık saçmaz ve aydınlanır. Kendisine değer vermez ve yüceltilir. Kendini övmez ve yarar verir. Kendini öne koymaz ve kalıcılaşır. Çünkü savaşmayanla Kim savaşabilir dünyada _Biliyorsam biraz doğru YOL’da yaşamı. Tek korkum yolu yitirenlerdendir. Sapanlardan dar sokaklara doğru. YOL dururken _Sağlam kök salan sökülmez. Sıkı tuttuğun çalınmaz. _ERDEM’le dolu kişi Benzer yeni doğmuş bebeğe. Yılan çıyan sokmaz Vahşi hayvan saldırmaz Alıcı kuş paralamaz İncedir kemikleri kasları yumuşaktır ama Yine de sımsıkı yapışır tuttuğuna Erkek dişi nedir bilmez ama Yine de kalkar pipisi Çünkü dopdoludur hayat tohumuyla _Keskinliğini körelt. Karmaşalarını çöz. Parlaklığını sönükleştir. Tozuna karış dünyanın. Budur gizli Bir’e varmak. Buna erişeni Ne sevgi yaralar ne soğukluk Ne kazanç yaralar ne kayıp Ne saygınlık yaralar ne utanç Ki en saygın olur göğün altında _Baştaki sakin ve edimsizse Halk dürüst ve temiz olur Baştaki zeki ve kurnazsa Halk hilekâr ve güvenilmez olur _Büyük ülkeyi yönetmek Küçük bir balık kızartmaya benzer. _Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. _Ayaksız yürümek. Kolsuz dövüşmek. Saldırısız yenmek. Silahsız durdurmak. En büyük talihsizliktir küçümsemek düşmanı. Küçümseyen korkarım yitirir hazinesini. _Bilmediğini bilmek büyüklüktür. Bildiğini bilmemek eksiklik. _Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz. Lider ol, ancak efendi olma. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. _Kendi aczinden onur duymaya kuvvet denir. _Henüz gülümsemeyi öğrenmiş bir bebek gibi. durgun ve ifadesizim, _Eğer ki halkın korktuğu biriysen, Sen de halktan kork _Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez _Üç hazinem var: Sadelik, sabır ve merhamet. _Bahar gelir ve çimenler kendiliğinden yeşerir. _Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız,daima onların kölesi olursunuz. _Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın. _Düşüncelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin. _Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. _Gerçek bilge aydınlanmanın amaç değil, anlam olduğunu anlar. _Eğer pes edebilirsen güçlüsündür. Kötülüğe iyilikle karşılık ver. _Bir aile iç ahengini yitirdiği zaman “hayırlı oğullar”dan söz ederiz. Bir devlet kargaşaya sürüklendiği zaman sadık devlet adamları”ndan _Dünyadaki herkes güzeli güzel olarak bilir Ve çirkinlik de bu yüzden vardır. İşte böylece, Varlık ve yokluk birbirini doğurur, Zor ve kolay birbirini tamamlar, Uzun ve kısa birbirini şekillendirir, Yukarı ve aşağı birbirini doldurur, Sesler ve tonlar birbiriyle uyuşur, Önce ve sonra birbirini izler. _İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkûmu olursunuz. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını boğan yabani otlar biçersin. Düşlerini iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı biçersin. _Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şakıyan kuşlar gelir. _ Erdeme haiz olanlar kusur aramaz. Kusur arayanlar erdeme haiz değildir _ Orada oturup sessizce tefekküre dalarak Zihnini temizleyebileceğini mi sanıyorsun? Bu, zihnini yalnızca daraltır, temizlemez. Tam uyanıklık akışkandır ve uyumludur; Her zaman ve mekanda vardır. Gerçek tefekkür işte budur. Dünyadan uzak durarak kim saflığa ve basitliğe erişebilir. Tao temiz ve basittir Ve dünyadan uzak durmaz. Neden basit şekilde ana-babanızı onurlandırmıyor, çocuklarınızı sevmiyor, kardeşlerinize yardım etmiyor ve en yüce doğruyu anlamak yerine, elinizde sıradan yöntemler bulunduruyorsunuz? Bu, gerçek saflık, gerçek basitlik ve gerçek ustalık olacaktır. _Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır _Zeka, bilgelik demek değildir. _Bir ağacın güzelliği hiçbir zaman kelimelerle ifade edilemez; bunu anlayabilmek için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil, bir şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlayabilmek için kendi kulağınla işitmelisin. _Ermiş kişi yönetirken: Kalplerin boşalmasını ama karınların doymasını sağlar. İstekleri zayıflatır, ama kemikleri kuvvetlendirir. İnsanları daima alimlikten ve arzudan yoksun bırakır ve alimler bir eyleme geçmeye cüret edemez. Yaptıkları bundan ibarettir ve işte böylelikle düzensiz bir şey kalmaz. _Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra bir yana çekilmesini bilmeli. _Büyük bir milleti yönetmek küçük bir balık pişirmek gibidir; fazla kurcalarsanız mahvedersiniz. _Sonsuz Tao, ne anlatılabilir olan, ne de ad verilebilir olandır. Her şeyin durmaksızın dönüştüğü ileri sürülerek, ona ad vermekle.. _Taoist cinsel uygulamalar - Özlerin Birleşmesi. Uzun yaşama ve ölümsüzlüğe ulaşmasının yöntemlerinden biri genç yaştaki bakirelerle cinsel ilişki kurmaktır. Tavsiye edilen 14 - 16 yaş aras..Chang Taoist cinselliğin yaşlı erkek - genç kız ilişkilerinde hayata geçirilebileceğini belirtirken, genç erkeklerin ise gençler yerine yaşlı kadınlarla ilişki kurmasının daha avantajlı olduğunu ileri sürmektedir _Konfüçyüs bir gün suyun içinde çırpınan adamı kurtardıktan sonra. coşkun suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığını sormuş. 'Çok kolay!' demiş adam. 'Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne çıktım.'" sertliğe karşı yumuşaklığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün, erkeğe karşı kadının yanını tutan bir öğreti bu. _ Hiçliğe dönendir Biçimlenmemiş biçim Aslı olmayan resim Karanlıktır kaostur _Ah daha ne kadar sürer yalnızlık. Herkes sevinç saçıyor. Bayrama gider gibi. Bir ben çekingen. Gülmeyi öğrenmemiş bebek gibiyim. Huzursuz savrulurum. Yersiz yurtsuz gibiyim. Herkes bolluk içinde. Ben unutulmuş gibiyim. Mağara gibi yüreğim. Uyumsuz ve karanlık Dünya insanları ışıl ışıl ah Bir ben bulanık su gibiyim. Dünya insanları kurnaz mı kurnaz. Bir ben kapalı kutu gibiyim. Huzursuzum ah deniz gibi. Dur durak bilmeyen girdap gibiyim. Herkesin hedefi var Bir ben aylak dilenci gibiyim Bir ben başkayım herkesten Ama değerlidir anadan alınan besin. __YOL’da bir oldun mu onlarla YOL’da olanlar da Hoşnut olur bundan. Yoklukta bir oldun mu onlarla. Yoklukta olanlar da Hoşnut olur bundan. Güven bulamaz güven göstermeyen. _Ayak parmakları üstüne kalkan sağlam durmaz. Dizlerini kırmadan yürüyen ilerlemez. Çevresine ışık saçan aydınlanmaz Kendine değer veren yüceltilmez Kendini öven yarar vermez. Böyle kişi yemek artığı yara irini gibidir YOL’a _Yüceliğini bilip alçaklığını yitirmeyen Olur göğün altında vadisi yerin _YOL doğurur. ERDEM besler, Büyütür, bakar, Geliştirir, tutar, Örter ve korur. _Yeryüzünün kaynağı var ki anası yeryüzünün. Her kim anaya bakarsa Yaşamı boyunca korkmasın bir şeyden Sonsuzluğu kucaklamaktır bunun adı _Ülkenin günahını kim alırsa üstüne. Başta gider tohum kurban töreninde. Ülkenin acılarını kim alırsa. üstüne Hakanı olur yeryüzünün _ERDEM’li kişi ERDEM’i bilmez Ondan ERDEM’lidir o. ERDEM’siz kişi Çabalar ERDEM’i Yitirmemeğe. Ondan ERDEM’sizdir o. ERDEM’de olan amaçsız. ERDEM’siz olan amaçlı.YOL’u yitirince ERDEM. ERDEM’i yitirince aşk. Aşkı yitirince adalet. Adaleti yitirince ahlak. Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak. Ve başıdır huzursuzluğun _Her şey Ya çoğalır azaldıkça Ya azalır çoğaldıkça _En büyük yetkinlik eksik görünür Ve sonsuz olur etkisi En büyük doğruluk eğri görünür En büyük yetenek aciz görünür En büyük belagat dilsiz görünür Soğuğu hareket yener sıcağı sükûnet Saflık ve sükûnet Bu ikisi ölçütüdür dünyanın _Ölümden korkmaz olursa insanlar Nasıl korkutursun ölüm korkusuyla? Ölümün sahibinin yerine öldürmek Marangoz yerine keseri ele almak demek. _Yaptığını kendi yaşamı için yapmayan Daha bilgedir yaşama değer verenden _TAO’nun özünü kavramanın yolu, hep hiçlikte kalmak, tutku ve isteklerden arınmaktır, TAO’nun özüne varacağım diye tutkularından kurtulmak için çabalayıp duran kişinin bu halinin de tutku dolu olduğunu hatırlatıyor _“Fincanı iki elinle tutarken, aynı anda dolduramazsın. _Hiç ile kaynak aynıdırlar. Yalnızca biz farklı adlar vermişiz. Maddesel ve tinsel her şeyin kaynağı olan TAO… _Toplum kuralları gerçekte toplumsal hastalıkların asıl kaynağı olduğunu gösteriyor. Devlet yönetiminin filozofların işi olduğu inancındadır. Basit halk, yüreğini huzursuz kılmaktan başka bir işe yaramayacak, ona ancak mutsuzluk getirecek olan tüm bilgiden uzak tutulmalıdır. Tutkularını aşmış, bilge kişi içinse durum başkadır: _Karın, Karanlık, gizli, sırlı hakikatin simgesidir._ __ İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte .“Sevgi, iyilik, insaniyet, bağlılık”…Taoculuk bu tür sevgiyi reddeder: Böylesi sevgi, kimilerini başkalarına karşı kayırmak demektir. Oysa TAO’nun, doğanın, dünyanın iyiliği, tarafsızlığında, kimseyi sevmeyip, kimseyi kayırmamasındadır. . _Taoculuk’ta ne geçmiş ne gelecek, yalnızca şimdiki yaşam vardır. _Zhuang Zi, Ölümün eşsiz bir “mutluluk” olduğunu savunur. _Yaradılış, doğa ananın koynunda sürekli olarak yeniden gerçekleşir…. _Vadi hiçliği simgeliyor. Her iki yönden de “vadi ruhu” TAO’yu çağrıştırıyor: ana rahmi” anlamına geliyor. “Karanlık dişinin kapısı” da, hem bin bir türün doğuşunun tablosunu çiziyor, hem de “sırlar sırrı” olan “tüm mucizenin kapısı”nı çağrıştırıyor. _Ying aydınlık, Yang gizemli karanlık ve ikisini birleştirem yaşam soluğu uyum… _Kong Zi yani Konfüçyüs “Başkalarının bana yapmasını istemediğimi ben de onlara yapmamalıyım” der… “ _Taoculuk’ta daha çok vurgulanan, bütünün parçalardan fazla bir şey olduğu olgusudur... Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, Peygamber Yeşaya’ya “Bilgelerin bilgeliğine son vereceğim, yok edeceğim usluların usunu!” diye seslenir. Yeni Ahit’te de Aziz Pavlus “Nerede zeki insanlar, nerede okumuş kişiler? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini deliliğe çevirmedi mi?” diye alaya alır yetenekleri ve bilgeliğiyle övünenleri…Tao ise insanı kendi doğasıyla yüz yüze bırakıyor. _Halkın günahlarını, ülkenin acılarını üstüne alan dünyaya hükümdar olur _Kong Zi, Lao Tse’yı ziyaret ederek onun bilgisine başvurur. Lao Tse onun gururlu ve girişimci tutumunu eleştirir. Kong Zi sarsılmış ve Ustaya derin şekilde hayran kalmış bir halde öğrencilerinin yanına döner. Kong Zi öğrencilerine dedi ki: Kuşları bilirim, uçarlar. Balıkları bilirim, yüzerler. Hayvanları bilirim, koşarlar. Koşanı tuzağın ağı yakalar. Yüzeni oltanın iğnesi tutar. Uçana avcının oku erişir. Ama ya ejderhalar? Ya onlar nasıl yükselir rüzgârların bulutların üstüne de göğe ulaşırlar, bunu bilemem. Lao Tse’yi gördüm bu gün. Düşündüm: Acaba o da ejderha gibi mi?Lao Tse’nin bir “ejderha” gibi olduğunu anlatır. _Toplumsal değerleri ve yöneticilerin otoritesini insanlığın tüm acılarının kaynağı saydığı. _ Kong Zi eski gelenekleri öğrenmek için Lao Tse’ye geldi. Lao Tse ona dedi ki: Sizin sorduklarınız ancak kemikleri bile çoktan çürümüş insanların sorunları. Onlardan bugüne kalan yalnızca sözcüklerdir. Arif kişi zamanını bilir, arabası gelince biner, gelmezse de çıkınını toplayıp gider.
_Karşılaştırmalar yargılamalardır, _Övgü beklemeyen bilge kişidir. _Gereğinden fazla zorlarsan, en müthiş bıçak bile körleşecek. Çaresizlik ona hiçbir işe yaramayan, akordsuz yalanlar söyletecek. Bilgelik de akılla birleşip sağduyulu zekayı ışıldatacak. sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak, _Tabiat kasıtlı hareket etmez. Hiçbir varlığa iyi veya kötü niyeti yoktur. Tao da aynen tabiat gibidir. Tabiat tao'nun takipçisidir. Bilge kişi de böyledir. Tutkularından arınmış _Çömleği yapan kil değil boşluktur. _Kaos ortaya çıktığında, üstün insanın içsel dünyası düzenli ve sakindir. Topluma geri dönüşünde yardımcı olur. Kaos sona erdiğinde toplum tarafından görülebilir. _Çok daha iyidir basitliğini görmek ham ipeğin güzelliğinin ve işlenmemiş taşın; kişinin kendisiyle bir olmasından daha iyidir tao ile bir olması, bensizliğin geliştirmesi. _Butunlugu korumak icin boyun egmek kendini savunmayarak ayricalik kazanir. Eğilmek dik olmaktir; bos olmaksa dolu. Böbürlenen kişi aydınlanmamıştır, saygı görmez değerli insanlardan; böylece, hiç bir şey kazanmaz ve itibarı lekelenir. kibir aşırılıktır ve bilge kişi onlara ihtiyaç duymaz _Yaratıcı prensip birleştirir sonsuzluğa uzanır. Sonsuzluğa seyahat ederken değişmez özünü korur. En lüks yerlerde basitliğini korur. _Onurlu davranın ama alçakgönüllülüğü koruyun. _En büyük balık gölün dibinde yaşar ve bir ülkenin en iyi silahları kuytuda kilitli tutulmalıdır. Uysal ve nazik olan, sert ve güçlünün üstesinden gelebilir. _Gerçekten iyi insan haptığı iyiliklerden bihaberdir. _Liderin görevi nüfusun refahını sağlamaktır kendi refahını değil. _Bazen her şey ters görünür. Aydınlık karanlık. Doğru yanlış gibi, kolay zor gibi, pak olan kirli, ilerleme gerileme olarak görünür. En kötü anlarda dahi umudunu kesmez doğa-tao. Sen de öyle ol. doğru görünen bir dahakinde eğri görünebilir; zeka aptallık görünebilir, güzel söz söyleyiş patavatsızlık görünebilir; hareket soğuğu alt edebilir, durağanlık da sıcağı, ama hareketteki durağanlık tao'nun yoludur. _Sertin üstesinden ancak ona boyun eğen yumuşak gelir. _Aydınlanmış kişi arkadaş edinmekle ilgilenmez, ne de düşman kazanmakla; iyi ya da kötü ile, övgü ya da suçlama ile. bu tür bir tarafsızlık* insanın en üst halidir… _Keskindir ama kesici değil. Pivridirler ama hiç bir zaman delici değil. Parlaktırlar ama kör etmezler. Budur bilge kişinin eylemi. _Tasarlamadan hareket et; doğal bir şekilde çalış ve tatsızın tadını al; karmaşıktaki basiti ara… _Sorunlar ortaya çıkmadan önce yüzleşilirse kargaşanın önüne geçilir… _Uçsuz bucaksız yolculuklar ilk adımı atmakla başlar. Koca ağaç küçük bir fidandan oluşur _Irmağın ve akıntının hakimi denizdir, çünkü hepsinden alçaktadır. öğretmenin öğrencilerine yol göstermesinin en iyi yolu önde gitmelerine izin vermektir. _Tartışmalar kavgacılık yapmak yerine beklemeyi bilerek, üstüne gitmek yerine geri çekilerek kazanılabilir. büyük savaşlar kıpırdadığını belli etmeden ve gizlediği gücünü koruyarak hareket etmek, saldırmadan ele geçirmek silahtan başka şeyler kuşanmak sayesinde kazanılabilir. _Ülkedeki insanların karnı aç canları kıymetsiz olursa onlar da yönetimi alaşağı etmek için artık kendi canlarından geçerler… _Eğilmek bilmeyen savaşçı kendini ölüme mahkum eder ve eğilmeyi reddeden ağaç kolayca kırılır. onun için sert ve yoğun olanın yenilmesi yumuşak ve esnek olanınsa yenmesi mukadderdir… _İhtiyacından çoğuna sahip olandan alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak tao'nun yoludur yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir… _Tezatmış gibi görünse de insanların aşağılamalarını kaldırabilen kişi yönetmeye uygundur. Önderlik etmeye uygun olan da ülkesinin felaketleriyle bizzat yüzleşendir. _Ne kadar azsa çoğalır, ne kadar çoksa azalır. Gerçek her zaman güzel güzel sözler de her zaman gerçek değildir. _Erdemli kişi kendi için tartışmaya gerek görmez çünkü bilir ki tartışmak yararsızdır. _Övgü beklemeden, ışığı saklamak,, aşırılıklar olmadan, kara aynayı temizlemek, arzuların bastırılması ,sakin ve hareketsiz, köke geri dönmek, ahlakin çürümesi, butunlugu korumak icin boyun egmek, değiştirilemeyeni kabullenmek, erdemli pasiflik arkadan önderlik etmek tek başına durmak
Tao Te Ching, Lao Tzu
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.06.11 08:47 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır ? Bölüm 3 (Kızı eve atıyoruz sonunda)

8-KIZA KUMPAS KURMA
Tamam kızı tavladiniz📷bir kere çiktiniz ama daha adam olamadiniz.Simdi sira geldi kıza kumpas kurma yöntemlerine! Zira siz bu kadar seyi gidip kızla cafede bir bardak çay içmek için yapmadiniz herhalde) Sizin amaciniz bastan beri belli.Simdi gelelim bu amacinizi gerçeklestirmeniz için gereken taktiklere.
Öncelikle bilmeniz gereken şey;sizin daha önceden BULVAR gazetesinin verdigi eklerde ve bilumum aaaaa dergilerin forum köselerinde okudugunuz fanaaailerin gerçek hayatla hiçbir alakasi olmadığıdir.Bunlar tamamen uydurma seylerdir.Kız asla ve asla size kumpas kurup sizi eve atmaz.Bunu sizin yapmaniz lazim.
Kızla sevismek istiyorsaniz kızların her zaman için "Millet görse ne der?" kaygisi sahibi olduklarini kesinlikle aklinizdan çikarmamalisiniz.Bu yüzden daha öncede söyledigimiz gibi sakin kızı topluma açik mekanlarda taciz etmeyin.Dahada önemlisi kızı sakin kendi arkadaslarinin yaninda taciz etmeyin.Zaten istesenizde yapamazsiniz.Bunu bilen kız milleti genellikle sizinle basbasa kalmamak için elinden geleni yapar ve bulusmalariniza genellikle kendisinden çok daha salak bir arkadasiyla beraber gelir.Kızı yalamak istiyorsaniz öncelikle bu ultra salak arkadasi(ki biz buna halk arasında kuyruk diyoruz) egale etmek gerekir.
Kız bulusmalariniza yaninda kuyrukla geliyorsa kisasa kisas deyin ve sizde bulusmalariniza kankanizla beraber gidin.Bu kankaniza gitmeden önce "oglum benim manitanin bir kız arkadasi var;ben onu sana ayarladim ama is artık tanismaniza kaliyor.Kız biraz salak gibi gözüküyor ama bakma sen📷benim hatun onun için inanilmaz azgin dedi.Bu kiyagimida unutma heee!"seklinde gaz verin.Tamam kabul ediyoruz bu biraz :-):-):-):-)lige girer ama naabalim artık.Bu kankanizla birlikte gittiginiz bulusmanizda kızı "Gel bakiyim sana ne anlaticam" seklinde bir hitap sekli kullanarak soteye çekin. Ondan sonra yavas yavas saçlarini oksayip kulagina onu ne kadar çok sevdiginizi fisildayin.Önemli not📷akin kızın kulagina tükürme gafletine düsmeyin. Sonra yavas yavas ellerinizle kızın boynunu oksayin.Bu sırada kızın kulagina onunla ne kadar mutlu oldugunuzu fisildayin.Bu sırada yillarin abazani bünyeniz daha bir azacak vücudunuzdaki bütün kan ayni yere toplandigindan dolayi beyninize kan gitmeyecek ve düsünemeyeceksiniz.O yüzden simdiden hatirlatiyoruz.Sakin ola bu esnada fazla ileri gitmeyin.Siz zaten az önce yaptiklarinizla kızı azdirdiniz.Kız eve gittiginde sürekli sizin dokunuslarinizi düsünecek ve kendinden geçecektir.Ama su an sizin dönmenizi bekleyen iki büyük soruna sahipsiniz: kankaniz ve ultra salak kuyruk)) Onlari daha fazla bekletirseniz killanir ve yaniniza gelirler.Bu da sizin açinizdan çok kötü olur.Siz nasıl olsa amaciza ulasip📷kıza "seninle yatmak istiyorum"bilinçalti mesajini verdiniz.Eğer bulusmalariniza kuyrukla geliyorsa bu problemide astiniz.
Kızlar genellikle ne kadar azgin olurlarsa olsunlar(ki hepsi zannettiginizden daha azgindir.) bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.Ama kızı bir şekilde tufaya getirip📷toplum içerisinden uzaklastirip basbasa kalmayi basarabilirseniz hayatinizin en büyük dumurunu yasarsiniz.Çünkü bu salak kız milleti etrafinizda başka birileri varken sürekli"ayy yapma📷lütfen!" tribine girmelerine ragmen bas basa kaldiginizda resmen üstümüze atlarlar!asiul is kızla gerçek manada basbasa kalabilmektedir.Bunu nasıl yapacaginizida açikliyoruz.Ulan varya size yaptigimiz kiyagin haddi hesabi yok serefsizim :)
9-KIZI EVE ATMA .)
Kıza bir şekilde kumpas kurup eve attiniz mi isiniz kolaylasir.Ama kıza "hadi gel eve gidelim" diyemezsin.Bunu dolayli yollardan sölenmeniz lazim.Ama öncelikle halletmeniz gereken bir sorun var o da kızı hangi eve götüreceginiz.Yani çogunuz hala ailesiyle yasiyor ve genellikle bu ebeveynler evi bos birakmazlar.Yapabiliyorsaniz kendi evinizi bosaltip kızı kendi evinize getirmeniz en mantikli seydir.Ama çogunuzun böyle bir imkani yok.Biz Allahtan yanliz yasayan tipleriz ve son senelerde hiç "Ulan kızı hangi eve götürecem"kaygisi yasamadik.Ama yinede yapmaniz gerekenleri biliyoruz.Sonuçta bizde bir dönem ailemizle birlikte yasiyorduk.
Evi bosaltamiycaksaniz elinizde tek bir çözüm var o da kızı başka bir arkadisinizin evine götürmektir.Bu arkadasinizin yanliz yasayan bir tip olmasi menfaatiniz icabidir.Ama bu yanliz yasayan arakadasiniz size evi hemen "Buyur abi ne demek " seklinde sak diye vermeyecektir.Önce bu arkadasinizin gönlünü almalisiniz.Açikçasi rüsvet vermelisiniz.Kızı götürmeden önce 📷gidip baya bir içki meze falan alip arkadasinizi ziyarete gidin.Sizi kapida elinizde posetlerle gören arkadasiniz amacinizi dank diye anlar.Ama size belli etmez.arkadasinizla muhabbete baslayin.Bir yandan için bir yandan geyik yapin.Bu sırada arkadasiniza müjdeli haberi verin.Ama bunu emrivakiye getirin ki herifin itiraz etme sansi kalmasin."Olm ben bu hafta sonu buraya kız atçam📷sorun çikmaz di mi?" sorusu bu is için en ideal cümledir.Herif alkolünde verdigi yavsamayla kesin kabul eder.Sonra arkadasinizla vedalasip evden ayrilin.Sakin herife "olm evi topla heeeee" seklinde bisey sölemeyin.Herif "hehe" diycektir.Ama siz kızla geldiginizde evi yine ayni halde görürsünüz.Kızla gideceginiz evin temiz olmasini istiyorsaniz o gün erkenden eve gidip arkadasiniza gaz vererek birlikte evi toplamalisiniz.Neyse artık ev sorununu hallettik.Ama simdi karsimizda daha büyük bir sorun var.Kızı o arkadasinizin evine nasıl götürecez?
Bunun için en kolay yol kıza o en samimi(!) arkadasiniz hakkinda atip tutmak ve kızın o arkadasinizi merak etmesini saglamaktir.Unutmayin insanin basina ne gelirse meraktan gelir.Simdi kızın yanina gidin ve "Bizim bir aradas var Ahmet diye📷bu varya manyak bir tip.Herif resmen asmis. Cem Yilmaz falan hikaye.Bu bir basliyo anlatmaya biz gülmekten kiriliyoz.Nerden buluyo çok merak ediyorum valla.Ayrica sadece komik olsa yine iyi.Ayni zamanda sakir sakir ingilizce almanca ve fransizca konusuyo.Bilgisayar desen zaten olayi bitirmis.Hele bir gitar çaliyo varya görsen kafayi yersin....."gibi uzayip giden bir hikaye uydurun.Emin olun kız bunlari duyunca içten içe Ahmet!I merak edecek ve bunu size "Iyi tanistir o zaman bizi" seklinde yansitacaktir.Siz de hemen "Bir gün ona oturmaya gideriz zaten yanliz yasiyor" diye cevap verin.Kız ne diyecegini sasiracak.Gitmeyelim diyemez çünkü tanismayi o istedi.Iste bu iste bu kadar.Sira geldi kızı Ahmet'e oturmaya(!) gitmeye ikna etmeye.
Yine bir gün kızla bulusun.Ama o bulusmaniza herzamnkinden çok daha hazirlikli gidin.Cüzdaninizda mutlaka bir prezarvatif olsun.Ben size üzerinde mavi Porshe rasmi olan Durex'i öneririm.Çünkü resmen en iyi prezervatif bu.Tabi ki Durex bize para vermedi salak📷biz sizin iyiliginiz için bütün hepsini denedik.En iyi performans bunda.Peki prezarvatifleri test ederken hangi kistaslarimi kullandik.En önemlisi hissedilmektir.Çünkü hissedebilmek herseydir.)) Valla Durex'ten para almadik lan.Ayrica bütün süpermarketlerde bulunuyor.Ama bize gelen maillerden ögrendigimiz kadariyla çogu arkadasimizin prezarvatif satin almaktan utandigi gerçegi var.Böyle bir sorununuz varsa gidin üçem bir Migros'a bir kaç bir şey alin ve sepete bir kutuda prezarvatif atin.Fiyat niye bu kadar pahalı diye sormayın.Unutmayin kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
Neyse bu konuda unutmamanız gereken son seyse prezervatifi kızın yanina kutuyla götürmemektir.Biz denedik.Çok feci tirsiyolar.)))))) Cüzdaninizda bulunması gereken diğer önemli şey ise en az iki adet sigara.Çünkü birazdan arkadasinizin evinde sigara bitecek (niye acaba?)) ve siz kızla sevistikten sonra mutlaka sigara içmek istiyceksiniz. O yüzden bunu sakin ihmal etmeyin.Bu bulusmaniza giderken ayrica manyak bir eau de toilette alip sikmanizi tavsiye ederiz.Daha öncede söledigimiz gibi Brut bu konuda ideal.ama kızın eve girer girmez üzerinize atlamasini istiyorsaniz Original Fahrenheit'tan daha iyisi yoktur.Kız harbiden kuduruyo.ama bu ikinci söledigimiz eau de toillette'in çok büyük dezavantajlari var.Birincisi çok pahali(illa fiyat istiyosan söliyim:$200) ikincisi piyasada bulunmuyor. Neyse bir şekilde bulursanız alin. Aklınızda bulunsun. Artık hazirsiniz. Bir cafeye gidip oturun falan.Ama bu sefer bulusacaginiz yer arkadasinizin evine çok yakin olsun.Cafede biraz takilip çikin.Sonra yine kıza "Biraz yürüyelim mi?" seklinde gaz verin.Yürürken gidecegin📷z istikamet tabiki arkadasinizin evi olacak.Siz zaten arkadasiniza o gün gelceginizi söylemistiniz📷arkadasinin evinin önüne geldiginizde kıza "Dur bir arkadasa ugramam lazim" seklinde bir şey söleyip arkadasinizin evine girin.Sonra arkadasiniz sizi görünce gelin bir kahvemi için moduna girsin.Bunuda daha önceden arkadasiniza söyleyin.Siz içeri girince kıza "Iste sana sürekli bahsettigim kanka varya bu" diye arkadasinizla kızı tanistirin.Burada unutmamamniz gereken en önemli şey kızın evde asla bisey içmeyecegidir.Bunun nedeni ise sadece Türk filmlerindeki eve atilan kızın çayina uyku ilaci atip kızın irzina geçme sahneleridir.Dünye üzerinde hiçbir uyku ilaci kızı o derece uyutamaz.Ama kız milleti bu salak yesilçam senaryolarina hiç kuskusuz inanirlar.Ne kadar salak olduklarini burdan anlayin artık.Sakin kıza bir şey içmesi için israr etmeyin. Neyse arkadasiniz bir kaç dakika sizle birlikte takilsin.Ve aniden evde sigara bitsin.Nasıl yapacaginiz size kalmis.Sigara bitti bahanesiyle arkadasiniz bir kosu Samsuna kadar gidip bir paket Samsun 216 alsin gelsin.Tabi📷herif kösedeki markete kadar gitmek üzere evi terkedecektir.Bundan sonra isiniz çok daha kolay.
Simdi asil isiniz basladi.Arkadisiniz gittikten sonra kıza biraz daha yanasin.Kendini geri çekiyosa hemen israr etmeyin.Biraz saçlarini oksayin ve kulagina tatli ask sözleri fisildayin.Bu kız milletini inanilmaz tahrik eder Kızın yüz ifadelerine çok dikkat edin.Kızın yüzü kizarmaya baslamissa kivama gelmis demektir.Yavas olun.Olayi abartmayin.Sonra yapisin dudaklarina.Daha önce hiçbir kızla öpüsmemis olmaniz sorun değil.Kız bunu asla anlayamaz. Anliyosa zaten çok sanslisiniz biraz sov basliyo.Kız sizin yaptigin her harekete "yapma lütfeeeeeeen" seklinde yanit verir.Sakin bunu ciddiye almayin. Bu en meshur kız tribidir.Kız ne kadar profesyonel olursa olsun bu tribi her zaman yapacaktir.Neyse kızı öperken yavas yavas altiniza alin ve devam edin.Bu sırada kız kandinden geçecektir.Eğer bu ilk olayinizda ciddi manada bir ilişki yasayacaginizi saniyorsaniz kesinlikle yaniliyorsunuz. Zira kız siz biraz ileri gidince "Yapma lütfen ben bakireyim" moduna girerler.Bu durumda da sizin bütün istahiniz kaçar.Olay orda biter. Simdi çikarin cüzdaninizdan sigarayi ve bir sigara yakin.Sonrada kıza dönüp "Seni Seviyorum" diyin.Siz ilk seferlik bu kadarla yetinin.Gerisi gelecektir. Artık sik sik bu arkadasiniza ugrayacaksiniz.Bundan süpheniz olmasin.Peki niye gidip prezarvatif aldik diye soranlar için söylüyorum;kızların ne zaman ne yapacaklari asla belli olmaz📷ya kız verseydi...Sen her zaman tedbirli olda. Bu durumdayken her kız tabiki yukarida anlattigimiz kadar çabuk ikna olmaz. Yukarida anlattigimiz şey olayin en iyi ihtimalle nasıl gelisecegiydi.Simdi biraz daha negatif seylerden bahsedebiliriz.Kızın yapacagi en büyük killik📷"Lütfen yapma daha hazir degilim" cümlesidir.Bunun öztürkçesi "Ben senin gibi ne abazanlar gördüm📷dur biraz da kendimi naza çekiyim" dir.Bu sözü söyledikten sonra kızın üstüne gitmek kızın sizden sogumasina neden olacaktir. Siz bunu duyduktan sonra hiçbirsey yokmus gibi davranin.Bu eve bir dahaki gelisinizde mutlaka amaciniza ulasacaksiniz.Güvenin bize ve biraz sabredin.
Diğer bir killik ise "Ben senin bildigin kizlardan degilim" cümlesidir.Bu cümle genellikle salaklik ve abazanlik derecesi esit kızlar tarfindan sarfedilir.Bu cümlenin öztürkçesi ise"Bak ben senden 10 kat daha fazla istiyorum ama biraz yaparsam kendimi tutamam ve gerisi gelir📷o zaman da annem duysa kizar 📷babam duysa keser"dir.Bu durumda kızın üzerine gidilebilir.Kız sizi ittirip "Tamam yeter lütfen" diyinceye kadar abartilabilir. Daha fazla ileri giderseniz tokat yersiniz.Sizinde rahatlikla tahmin edebileceginiz gibi kızın burda sizi sürekli reddetmesinin nedeni kendine hakim olamaktan korkmasidir. Kızların üzerinde toplumsal baski zannettiginizden çok daha fazladir.Ve böyle bir korku tasimalari çok normal.Ama bir kaç kez bu eve geldikten sonra olaya en çok adapte olan kızlarında bunlar olduklarini belirtmekte fayda var.
Kızların yaptiklari en alisilmis tripler bunlardir.Ama bazı salaklar(Salaklik derecelerine bagli olmak üzere)daha degisik bahaneler uydurabilirler.Sizin bilmeniz gereken tek şey kız orda ne söylerse söylesin trip yaptigidir.Ancak tek bir cümle dogru olabilir o da biraz sevistikten sonra söyleyecekleri "Bugün olmaz!" cümlesidir.Eğer kız bu cümleyi kurduysa harbiden o gün olmaz.Bu cümlenin öztürkçesi ise "Regl oldum" dur.Ve bu gayet dogal bir kizsal mazerettir.Eğer kız bunu söylediyse sakin üstüne gitmeyin ve günün tarihini mutlaka bir kenara not edin.Çünkü bu kız 28 gün sonra tekrar regl olcak ve sizde o gün kızı eve atmak gibi bir salaklik yapmiycaksiniz.Yanliz dikkat edin bir ay değil 28 gün.Ama haftaya ayni eve gelip kızla moda girmeye basladiginizda bambaşka bir kızla karsilasacaksiniz. Bunun nedeni de su:kızların regl dönemlerinin hemen sonrasinda her zamankinden daha azgin olduklari bilimsel olarak kanitlanmis bir seydir.Yani ne yapip edip bir şekilde kızın hangi tarihte regl olduğunu mutlaka ögrenmelisiniz.Sakin sormayin.Cevap vermezler.Hatta %90'i regl olduklarini bile inkar ederler.Çünkü bu kızlar için çok utanç verici bir seydir.
Bu iside alninizin akiyla astiniz.Kız bir kere o eve geldi ya artık siz ne zaman o arkadasinizin adini ansaniz kız sizin sevismek istediginizi anlayacaktir. Kızlar sevismek istemeyen yaratiklardir gibi bir düsünceye sahipseniz hayatinizin en büyük yanlisini yapiyorsunuz.Siz bir kere istiyorsaniz onlar on kere ister.Ama bunlar kendilerini agirdan satma tribine girdiklerinden bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.ama siz gerçegi biliyorsunuz.O yüzden kızı her türlü eve atabilirsiniz artık.Ama simdi dikkat etmeniz gereken bir şey daha var.Bu arkadasiniza her zaman isiniz düsecegini sakin aklinizdan çikarmayin.O yüzden sürekli olarak gidip bu arkadasinizin gönlünü hos edin.Yoksa herif hakli olarak birkaç seferden sonra size uyuz olur ve size evi vermemek için türlü bahaneler uydurun.Yanliz yasayan tiplere için yapabileceginiz en büyük kiyak sevgilinizin en yakin arkadasini bu herife ayarlamaktir.Tabi ki siz bunu yapmak için ugrasmiycaksiniz.Siz sadece gidip kendi salak kız arkadasiniza "Senin kankiyle benim kanka çiksa ne süper olur" di mi seklinde gaz verin.Gerisini kız halleder zaten.Ayni zamanda bu soru kızın kendisinden çok daha salak kankisi tarafindan kıza hemen hemen hergün soruluyordur.
Yani kisacasi bu salak kızlar en yakin arkadaslarinin sevgililerinin en yakin erkek arkadaslariyla çikmayi bir marifet sanarlar.Ve sizinde rahatlikla anlayabileceginiz gibi kız buna zaten dünden hazirdir.Bu islemi yaparak yine bir tasla kus katliami yapacak ve kendinizi saglama almis olacaksiniz. Yani hem bu kuyruk mevzuundan hem ev sorunundan hemde arkadasinizin abazanlik sorunundan kurtuklacaksiniz. Bu sorunu da bu şekilde atlattiginiza göre artık yapilcak pek bir şey kalmadi.Bundan sonraki amaciniz kız sizi terkedene kadar "yogurdun kaymagini yemektir."Elbette bu kızla gelecek için herhangi bir şey düsünmüyorsunuz ve kız sizi her an terkedebilir.O yüzden siz kizdan yararlanabildiginiz kadar çok yararlanin. Sakin "Daha dur acelesi yok📷o kaymagi elbet birgün yerim" diye düsünmeyin.Çünkü bu kız milleti kendisine cinsel olarak hiçbirsey vermeyen erkekleri abarti cinsellik isteyen erkeklere oranla çok daha çabuk terkederler
10-TERKEDILME HADISESI
Siz kendinizi ne kadar kasarsaniz kasin bu salak kız sizi elbet terkedecek. Kızın sizi terketmek için basvuracagi yöntemleri egale edip kızın sizi terketmemesi için; öncelikle hep birlikte bu salak kızların sizi neden terkedebileceklerine deginelim.(Ulan buda iyice terete sipikeri gibi oldu ))
Bu salaklar daha önce de defalarca söyledigimiz gibi bir şey yapmadan önce biz erkekler gibi beyinlerini kullanmazlar.O yüzden bu konuda da kızların yapacaklari hiçbirseyde mantik aramamak yapilacak en mantikli istir.
Kızın sizden sıkılmış olması ihtimali en büyük ihtimaldir.Çünkü bu kız milleti (sanki kendileri çok mükemmelmis gibi) onu eğlendirememeye başladiginiz an sizden sogur ve kendilerini sizden daha fazla eglendirecek diğer bir erkek arayisina baslarlar. Kız sizden iyice sogumaya baslamis ve arkadasinizin evine artık gidemiyorsaniz yada gitseniz bile kız size türlü bahaneler uydurarak sevismeye yanasmiyosa önlem almaya baslamaninin zamani gelmis demektir.Zira kızın sizden sıkılmasının nedenlerinden biri de cinselliği ya çok abartmış yada hiç cinsellik mevzuguna girmiyor olmanizdan kaynaklanir. Her iki durumda da kız sizi terkeder kalirsin orta yerde.O yüzden iyi dinle simdi.Kıza onu doyuracak kadar cinsellik vermen lazim.Aksi taktirde kız bunu sana asla açik açik sölemez ama diğer yaptigi bütün haraketlerde kil kil davranmaya baslar.Içinden sizin escinsel oldugunuzu bile düsünür ve hatta bunu diğer bütün kız arkadaslarina da anlatir.Yani bu kız sizi terketse bile terkedilmekle kurtulamazsiniz ayni zamanda kızı taniyan kizlarla bir daha asla çikamazsiniz.Oysaki siz büyük bir ihtimalle olayin romantik yönünü yasayip cinselligi sona bırakmayı ve böylece kızın gözünde daha da büyümeyi planlamissinizdir.Ama böyle bir şey olmaz.Dedigimiz gibi ilk bir kaç gün canim cicim muhabbeti yapin ondan sonra action.Ikinci seçenekte ise siz kıza onunla gerçekten neden çiktiginizi çok belli etmisinizdir.
Artık ne kadar inkar etseniz hiçbir ise yaramaz.Kız bir süre sonra gelir ve size " Bazen sanki beni degilde bedenimi seviyormussun gibi düsünüyorum📷 farkindamisin bilmiyorum ama uzun zamandir aramizda cinsellikten başka hiçbirsey yok" der ve kız bu sözleri söyledikten sonra olay en kisa zamanda biter.Siz bunlari duyunca gerçek niyetiniz ortaya çiktigi için mutlaka bir seyler uydurup hemen oracıkta kızın gönlünü almalisiniz."Olur mu bebegim öyle şey?Ben seni sen oldugun için seviyorum.Sana ne kadar aşık oldugumu bilmiyormusun?istemiyorsan bundan sonra sevismeyebiliriz.Benim için hiç sorun değil.Ama sen de biliyorsun ki bu askimizi körüklüyor.Biz bu yatakta bedenlerimizi değil ruhlarimizi bölüsüyoruz ve ask bölüstüçe artan tek seydir.Paylasim olmaksizin bir ask düsünülemez"Ama istemiyorsan dedigim gibi bir daha yapmayabiliriz. Sen yanimda ol bana yeter.Seni deliler gibi seviyorum bebegim."tarzinda bir konusma belki ortami yumusatabilir.O da eğer gerçekten olayi çok abartmadiysaniz.Böyle bir konusma yaptiktan sonra kız sizin hakkinizda düsündügü seylerden dolayi kendinden utanacak ve ona gerçekten aşık oldugunuzdan bir süre hiç süphelenmeyecektir.Ama bu konusmadan sonra da ayni şekilde davranmaya devam ederseniz bu sefer harbiden kız sizi terkeder.Hem daha yeterince sevismediniz.Daha denemediginiz yüzlerce fantazi var.O yüzden bir süreligine cinsellik dosyasini kapatip asiri romantik bir ilski yasayin.Ilk bir kaç gün canim cicim📷ondan sonra hoooooooooop yataga.Bu dönemde dikkat etmeniz gereken en önemli iki şey ise kıza pahali hediyeler almamak ve fantazilerinizi gerçeklestirmek için elinizi olabildigince çabuk tutmak.Çünkü kız sizi en kisa zamanda terkedecek.siz yeni bir kız ayarlayip kenarda tutun.Kız sizi terkettikten hemen sonra o kızla çikmaya baslarsiniz.Hem bu sizi terkeden kızın yeni sevgilinizi kiskanip sizi kaybettigi için pisman olmasina ve size geri dönmek istemesini saglar.Birakin geri dönsün.Fazla sevgili göz çikarmaz.))))
Kızların tümü bir erkegi terkedecekleri zaman hemen hemen ayni anlasilmaz cümle kaliplarini kullanirlar.Simdi de gelin hep birlikte bu kaliplari ve gerçekte ne manaya geldiklerini hep birlikte ögrenelim(terete'ye spiker aranıyo mu? ))
"Olmuyo📷yürümüyo📷bak bende çok üzgünüm ama bitmek zorunda📷 yürütemiyoruz" Bu cümlenin anlami:"Bak tamam güzel günler yasadik ama artık sen bana yetmiyosun.Hem başka bir çocuktan hoslaniyorum.Gidip ona yavsiycam. Çikma teklif etmesini sagliycam.Beni de rahatsiz etme bundan sonra sil beni aklindan." dir. "Bak nasıl söyliyecegimi bilmiyorum ama sen benim aradigim kişi degilsin.Biz ayri dünyalarin insanlariyiz". bu cümle biz erkeklerin anlayacagi dile çevrildiginde "Ilk baslarda olur sanmistim ama yanilmisim.sen bana göre degilsin.Bana söyle......... bir erkek lazim ve belki de böyle bir erkek var ama sirf seninle çiktigim için onu kaçiriyorum.Hem zaten seni hiç sevmemisim📷simdi simdi anliyorum" anlamina gelir.
"Lütfen anla seni bende seni deliler gibi seviyorum ama ailem çok büyük bir problem📷bitsin!" Artık kasiklesmis bu cümle ise "Yetti artık güzeldi ama bitsin.Ugrastirma beni.Bak senin yüzünden ailemede çamur atiyorum zaten📷Simdi burda bitsin ve bir daha baslamasin.Ama belki ilerde biraz yavsarsan tekrar düsünebilirim" olarak dilimize çevrilebilir. "her şey çok güzel ama bitmek zorunda📷biraz daha devam edersek tadi kaçacak."
Sana hala deliler gibi asigim ve hep böyle olacak ama su siralar derslerime/islerime yogunlasmam lazim"
"Çok samimi olduk📷 biraz ayri kalalim 📷bakalim birbirimizi özleyecekmiyiz?Özlersek yeniden baslariz"
"Ve yukaridakilere benzer bir sürü söz sizin aslinda kıza istedigi kadar cinsellik verememis oldugunuz gerçegini ortaya çikarir.Burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey sizin cinsellikten anladiginiz şey ile kızın anladigi şey arasindaki farktir.Kızla iliskinizin uzun sürmesini istiyorsaniz mutlaka onunda zevk almasina özen göstermelisiniz.Nelerden zevk aldiklarini tabiki biliyoruz ama burada açiklamak söz konusu değil.Çok merak ediyorsaniz mail atip sorabilir yada Haydar Dümen'den bu konuda ayrintili bilgi alabilirsiniz.Siz bu konuya dikkat etmeniz gerektiginizi bilin yeter.Çünkü kızların erkekleri en çok terk etme nedenleri kendilerinin iliskiden cinsel anlamda hiç zevk almiyor oluslaridir.
Kızların erkekleri terk etme sebepleri arasında ikinci sırada kiskançlik ve aldatilma vakalari yer alir. Kızla iliskiniz boyunca onun yanindayken başka kizlarla kesinlikle ama kesinlikle ilgilenmeyin.Bu en yakin arkadasi bile olsa kız sizi inanilmaz derecede kiskanacak ve hain emellerinize ulasmanizi gereginden fazla zorlastiracaktir.Onun olmadığı yerlerde ise yapacaklariniz sadece hayal gücünüzle sinirlidir.Ikinci konu aldatiliyor olduklarini bir şekilde anlamis olmalarıdır.Kız eğer bir şekilde sizin onu aldattiginizi anlamissa o ilişki fiilen bitmistir.Ama yine de kurtulmak için bir şeyler olmali.Evet📷tam isabet!Tabi ki bu durumdayken de yapilabilecek en iyi şey uydurmaktir."Uzun zamandir bunalimdaydim📷birden karsima o çikti📷Nasıl olduğunu inan bende bilmiyorum.Ne olur affet yalvaririm ..Sana ne deliler gibi aşık oldugumu biliyorsun.Ilk ve son olacak yemin ederim.Bana son bir şans daha ver."tarzi bir hikaye kızı size döndürebilir.Çünkü her firsatta üstüne basa basa belirtiğimiz gibi bu kız milleti salaktir.
Bu bazı durumlarda ise yaramayabilir.Mesela kız sizi diğer sevgilinizle basmis olabilir.Cenabetlik sizi bulur aldattiginiz kız aldatilan kızın ortaokul arkadasi çikar.Hatta benim basima gelen bir terslik sonucu ikiz kardeslerle ayni anda çiktim ve yakalandim.Bu tür bir durumda söylenebilecek en iyi yalan "Bak aşkım lütfen beni bir kerecik dinle📷açiklayabilirim!Biliyosun zaten uzun zamandir sana deliler gibi asigim ama bundan emin olmak istedim.Yani ilk ve son kez yapmistim.Ama kader izin vermedi sen yakaladin!Sen yakalamasaydin da ben sana bunu zaten açikliycaktim!Nolur affet beni! Yalvariyorum! Askimiz o kadar büyük ki eros seni aldatmama bile göz yumamadi. Nolur harcama ikimizi de!" cümlesidir.Harfini bile degistirmeyin! Size sagladigi yararlara tanik olunca ister istemez bu cümleleri çok sik kullanacaginizdan ezberlemenizde fayda var!
Kız sizi ortada hiçbir neden yokken de terkedebilir.Size gerçek sebebi söylememek için trip yapiyormus gibi gelir ama harbiden ortada bir neden olmayabilir.Bu kızlar özellikle ikinci ergenlik dedigimiz 17-19 yas arasında sürekli çalkantili dönemler geçirirler ve bir hafta önce size deliler gibi aşık bir kız bir hafta sonra sizi terkedebilir.Bu durumda ise yapilabilecek en mantikli şey kıza duygu sömürüsü yapmaktir. Bu durumdayken her zaman yaptığınız gibi en aglamakli ses tonunuzu seçin ve "Ne olur gitme📷terk etme beni!Senden başka hiçbir seyim yok benim!Tek yasam kaynagimsin sen!Oksijensiz bir dakika yasayabilirim ama sensiz asla!Gidisin ölümüm olur!Ne olur beni Azrail1in soguk kollarina yollama! Gittigin an vururum kendimi!Ne olur saril bana ve hepsinin yalan olduğunu söyle" cümlelerini harfine bile dokunmadan kurun!Bu durumdayken" Vur ulan kendini📷hadi ne duruyorsun?Beynini dagitmani bekliyorum!"cümlesini kurabilecek kadar piskopat kız sayisi zannettiginizden çok daha azdir. Genelde📷 yani bu genelden kastimiz%99.9📷 kızlar bu cümleleri duyunca birden içinde bulunduklari çalkantili dönemden çikip size deliler gibi aşık olduklari bir hafta önceki hallerine geri dönerler.Kız sizi her terketmeye kalktiginda bunlari uygularsaniz kız sizi daha uzun bir süre terkedemez en azindan sizin kızla isiniz tamamiyle bitinceye kadar!

Devam edecek...
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.11 14:46 guvncnyldz Kavuşturma Kitabı

Birkaç saattir yüzü duvara dönük bir şekilde, yatakta, fısıldayarak, hararetli hararetli bir şeyler söylüyordu. Bazen yatakta doğruluyor, güçlükle telaffuz ettiği ve anlamını bilmediği kelimeleri yüksek sesle dile getiriyor, ardından geri uzanıyordu. Yüzünün dönük olduğu duvara çeşitli semboller çizilmişti. Yastığın yanında geniş uçlu bir tebeşir kalemi duruyordu. Söylediği bu sözleri, neredeyse bir buçuk aydır okuduğu bir kitapta ezberlemişti. Kitaba göre bunların her gece tekrarlanması gerekiyordu.


Kitabı aldığı günden sonraki her gecesi böyle geçmişti. Bu da o gecelerden biriydi. Derince iç çekti. Nedenini bilmediği bir huzursuzluğa kapılmıştı şimdi. Rahatlamak için yatakta doğrulup sırtını yastığa dayadı ancak bu bir fayda etmedi. Nefesi daralmaya, içindeki huzursuzluk çığ gibi büyümeye başladı. Neydi şimdi bu duygu? Elini ciğerlerine koydu. Acı çekiyordu. Tam o sırada göz ucuyla odanın içinde birini görürmüş gibi oldu. Ani bir refleksle başını kaldırıp karanlığın içine baktı. Bir an için birinin ona baktığını düşünmüştü. İzleniyor gibi, birisi doğrudan ve rahatsız edici bir şekilde odanın derinliklerinden, karanlığın içinden onu seyrediyor gibiydi. Gözü karanlığa alıştıkça odanın hatları da belirginleşiyordu. Orta yerde belli belirsiz bir karartı duruyordu. Neydi o? Bir insan silüeti miydi? Yoksa sandalyenin üstünde kalan birkaç parça kıyafet mi? Açısını bir iki kere değiştirerek ne gördüğünü anlamaya çalıştı. Huzursuzluk yerini korkuya bırakmıştı. Elini telefonuna uzattı. Gözünü karartıdan ayırmadan telefonun ışığını açmaya çalışıyordu. Sanki biri ayakta durmuş, başını doğruca aşağı eğmiş kıpırdamadan duruyordu orada. Peki ya şunlar bir çift göz müydü ve o etrafındakiler saçlar mıydı? Sonunda telefonun arka ışığını açmayı başardı ve odayı aydınlattı. Çekmeceli bir dolap, dağınık bir masa ve bir sandalye haricinde hiçbir şey yoktu.


Bir sonraki gün içinde büyük bir heyecan vardı. Bu gece yalnız geçirdiği son geceydi. Sabah işe gitmiş, insanlardan kaçarak sorumluluklarını yerine getirmiş, ardından hiçbir yere uğramadan doğruca eve gelmişti. Döndüğünden beridir de yatağında oturmuş boş boş odayı seyrediyordu. Saat gece on ikiyi vurdu, telefonunun uyarı sesi duyuldu. Adam eline tebeşir aldı, "Seni geri getireceğim." dedi.


Cenazenin ardından tam kırk gün geçmişti. İlk haftalardaki ağlamaları artık yoktu. Yine de canı yanıyor, yine de özlüyordu. Ancak hayat devam etmek zorundaydı ve o da bir yolunu bulmuştu. Tek kişilik sofra kurmak, tek kişilik yemek yemek, tek kişilik alışveriş yapmak, tek kişilik yaşamak alışılmayacak bir şey değildi. İnsanın yıllarını beraber geçirdiği birini kaybetmesi tarifsiz bir acıydı ama geçip gidiyordu işte. Gözleri dolmaya başladı. Dişlerini sıktı. Hayır... Geçip gittiği falan yoktu. Özlem dinmiyordu. Acısı kırk gündür hafiflememişti. Öfke ve keder birbirine karıştı. Titreyen, ağlamanın etkisiyle ara ara tizleşen bir sesle, yumruklarını sıkarak konuşmaya başladı.


"Kumral saçlı, güzel yüzlü sevgilim. Neden gittin? Neden bıraktın beni? Neden beni bu hayata hapsettin. Sensizlik dayanılabilecek gibi değil. Umarım yaptıklarım için beni affedeceksin" Gözyaşlarını sildi. Elini bir süredir okuduğu kitaba götürdü. "Biliyorum; bir ölüyü geri getirmenin, ölü için acı dolu olabileceğini söylüyor. Ama merak etme sevgilim, ben senin yanında olacağım. Bir daha acı çekmene izin vermeyeceğim. Sen de alışacaksın" Kitabın kapağına baktı. Siyah ciltli, resimsiz, sade bir kitaptı. Üstünde anlamadığı, kabartmalı harflerle bir isim yazmaktaydı. Altındaysa bir kağıt yapıştırılmıştı. Bunu kitabı ona cenaze günü veren kişi yapmıştı. Tüm kitabı, bu kağıtlara yazılmış çevirilerle okuyabiliyordu. Kağıdın üstünde büyük harflerle "Sevdiklerinize Kavuşun." yazılıydı. Kitabın kaldığı sayfasını açtı. Çevirmenin bıraktığı notları takip ederek okumaya başladı.


"Ölenin, ölüme alışması için vakit gerekir. Ardından ona kavuşmak için bir seçim yapmalısınızdır. Bu vakit kimi inanışlara göre kırk gün kimine göreyse bir aydır. -Kitapta kırk günlük beklemenin doğruluğundan bahsediyor.- Seçimlerden ilki bir ölüyü fiziken getirmektir. Uzun süren ve meşakkatli bir iştir. Bunun için yalnız bu kitapta bulacağınız bilgiler yeterli değildir. Aynı zamanda iyi seviyede anatomi ve cerrahi de bilmeniz gerekir. İkinci seçenek ise ruhen bir kavuşmadır. Bu, yalnızca yürekten sevdiğiniz kişi için gerçekleşebilir. Ölen kişi artık tanrılara aittir. Doğru adaklar ve doğru sözler, tanrıların cömertliğinden yararlanmanızı sağlayacaktır. Kırk gündür gerçekleştirmiş olduğunuz ayinler ve ettiğiniz dualar bu adaklardan başka bir şey değildir. -Burada ayini gerçekleştirmek hakkında bilgiler veriliyor. Sayfa 36'da bulunan notlarımda zaten yazıyor. Orayı okuyup ardından bir sonraki sayfada bulunan notlar aracılığıyla ayine devam edebilirsiniz.-"

Sayfayı çevirdi. Orada gördüğü bir sembolü, daha öncekilerinin yanına çizdi. Derince nefes aldı ve anlamını bilmediği kelimeleri telaffuz etmeye başladı. Cümleleri okudukça duvardaki semboller belli belirsiz parlıyordu. Odanın içinde sanki tüm kapı ve pencereler açıkmış gibi bir esinti vardı. Yine dün geceki his, yine o huzursuzluk çökmüştü içine. Nefesi daralıyordu, aldırış etmedi. Cümleleri bitirip kitabı kapattığında semboller artık çevreyi aydınlatabilecek kadar güçlüydü. Odayı dolduran esinti ise rüzgara dönüşmüştü bile. Odanın orta yerinde bir parıltı belirdi. Adam öksürdü. Rüzgar etraftaki kıyafetleri sağa sola uçuruyordu. Parıltı kendi içinde spiraller çiziyordu. Adam yataktan inip parıltının önünde dizleri üzerine çöktü, ağlıyor ve hıçkırıyordu. Parıltı önce genişledi sonra uzadı. Neredeyse kör edecek kadar parladı ve en sonunda da bir kadın silüetine büründü.

Adam biraz korkmuş, biraz sevinmiş bir haldeydi. Göz yaşlarını sildi. Güçlükle bir nefes daha aldı. "Sevgilim. Bu... Bu sensin." dedi. Ardından öksürükleri artmaya başladı. Kadın öne doğru bir adım attı ve elini uzattı. Süzülürmüşçesine hareket ediyordu. Sanki odadaki tüm hava boşaltılmış gibiydi. Adam zorlukla soluyordu. Yine de elini kaldırıp kavuştuğu aşkının elini tuttu. Ardından nefesi kesildi.

Rüzgar durmuştu. Duvarda çizili semboller artık parlamıyordu. Etrafa kıyafetler saçılmış, her yer dağılmıştı. Odanın orta yerinde cansız yatan bir adam ve hemen yanı başında şu sözlerin yazdığı bir kitap vardı:

"Olabilecek en yavaş ölüm
hayatta kalmaya devam etmektir.
Kavuşturma kitabı sizi
sevdiğinizin yanına götürecektir."
submitted by guvncnyldz to u/guvncnyldz [link] [comments]


2019.11.10 11:36 Cathessis Hababam Sınıfı'nı defalarca izleyip de sıkılmamamız, sanat ve bilimin ülkemizdeki durumu.

Hababam Sınıfı'nı defalarca izleyip de sıkılmamamız, sanat ve bilimin ülkemizdeki durumu.
Şu sahnede duygulanmayan var mı? Kaç yıl oldu ama bu film hala eskimedi, defalarca izleseniz bile sıkılmazsınız. Aksine her izlediğinizde daha da güzelleşir.
📷
Hocam, size hediye olarak bunları getirdik hocam...
📷
Bir de günümüzün filmlerine bakın. Film ile de sınırlandırmayın. Günümüzde yapılan heykellere, şarkılara, resimlere ve sanata dair her şeye bakın ve eskilerle kıyaslayın...

" Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."

Artık öyle bir devirdeyiz ki ülkemizde sanatçı olmak isteyen genç yok denecek kadar az, isteyenlerin de toplum baskısı yüzünden önü kapanıyor. Bir yazar olmak istiyorsunuz, önce ailenize bunu kabul ettirmeniz lazım fakat dış kapının mandallarından birinin oğlu makine mühendisliğine gitmiş ve sen de mühendislik ve tıp, hukuk gibi popüler mesleklere özendiriliyorsun. Düşünsene konservatuvarda eğitim görmek istiyorsun ve "el âlem sana çalgıcı mı oldun?" der diye vazgeçiyorsun/vazgeçiriliyorsun...

"Güzel sanatlarda muvaffak olmak, bütün inkılaplarda başarıya ulaşmak demektir. Güzel sanatlarda muvaffak olamayan milletler ne yazık ki, medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla yer almaktan ilelebet mahrum kalacaklardır."

Burada eğitimcilerimize de biraz kırgınım. Hanginizin öğretmeni ilkokul veya ortaokuldan bir becerinizi keşfetti (şiir, resim, spor vb.) ve sizi bu alanlara teşvik etti? Hiçbirinizin, belki de çok azınızın. Bu grupta liseye giden/mezun olmuş ve bu seneki üniversite sınavlarına hazırlanan birçok kardeşimiz var. Rehber öğretmenlerinizden kaçı sizin yetenekleriniz doğrusunda yönlendirecek? Hangisi sizi bir sanat dalına veyahut temel bilimlere yönlendirecek? Göreceksiniz; sınavdan sonra tercihlerinizi yaparken yanlarına uğradığınızda sizin hayallerinizi umursamadan sayısalcı iseniz tüm mühendislikleri, diş hekimliklerini, tıbbı, eczacılığı yazdıracaklar. Sözelci iseniz de çoğunlukla öğretmenlik, radyo ve televizyon (çok az kişi bu bölüme güzel işler yapmak için giriyor, geneli puanları dahilinde bu bölümü tercih ediyor) bölümlerini, eşit ağırlıkta da hepinizin bildiği hukuk başta olmak üzere uluslararası ilişkiler ile siyasal bölümleri tercih etmenizi söyleyecekler. Neden peki? Neden siz farklı bölümleri isteseniz de bu bölümlere yönlendiriyorlar? Çünkü sanat ve temel bilimler dalına yöneldiğinizde ülkemiz sınırları dahilinde iş imkanları kısıtlı ve çoğunuzun kariyeri daha başlamadan bitmiş oluyor.

“Ülkemizin en bayındır, en latif, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz? Orduların yönetiminde, bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın, yüksek okullarımızın kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz.”

İnsanların duygu, düşüncelerini anlatmak istemesiyle sanat; etrafındaki şeylere duyduğu merakıyla, bilinmeyeni sorgulama isteğiyle bilim; insanın insanı, toplumu, yaşamı düşünmesiyle de felsefe ortaya çıkmıştır. Peki bunlar için gerekli olan ortak şey nedir? Zaman. Peki bu kadar şey için zamanı nasıl bulmuşlar?

İnsanların bazı temel ihtiyaçları vardır. Hayatta kalabilmek için yiyecek, su, hava ve barınağa sahip olmaları gerekir. Bu temel ihtiyaçlardan herhangi biri karşılanmazsa, insanlar hayatta kalamazlar. Sonrasında neslin devamı için üreme ihtiyacı gelir. Bunu da sağladıktan sonra ailesi ve türünün hayatını idame ettirebilmesi için sağlık, güvenlik, korunma, adalet ve eğitim ihtiyaçları baş gösterir. Bunun için de devletler vardır. Hiçbir devlet kusursuz olmamakla birlikte, elinden geleni vatandaşı için yapmaya çalışır. Bu ihtiyaçlar da karşılanınca sırada sosyal ihtiyaçlar gelir. İnsanlar toplumda bir yerinin olduğunu hissetmek ister. Sosyal ihtiyaç kişinin maddi değerler dışında ihtiyaç duyduğu şeylere denir. Bizler de birer robot olmadığımızdan dolayı insan yüzü görmek, tanışmak, muhabbet etmek, eğlenmek isteriz.

Peki 21. yüzyılda ülkemizin durumu ne? Günümüz Türk ailesinde su, yiyecek ve barınak için gelir-giderler sıkı tutulur. “Kemerleri sıkalım” ve bunun gibi sözleri çok duyarsınız aile büyüklerinizden, yeri gelir aile bireyleri arasında atışmalar olur fazla harcamalardan dolayı. Bunun dışında devletin bizlere sağladığı sağlık, güvenlik, korunma, adalet ve eğitim ihtiyaçları için de devlet bu ihtiyaçlarımızı karşılasın ve buna devam etsin diye “vergi” adı altında ücretler öderiz. Çoğu zaman da yakınırız çünkü ücretsiz olması gereken eğitimde daha ilk günden sizden para ve bir sürü malzeme (A4 kâğıdı, havlu peçete, deterjan, sabun vs.) istenir. Okul kırtasiye masrafları, üniformalar gibi harcamalar da cabası. Evinizden uzaktaysanız ücretsiz(!) olan eğitiminizi devam ettirebilmek için temel ihtiyaçlarınızı karşılamak da sizlere düşüyor. “Peki bunları neden devlet karşılanıyor?” diye soracak olursanız “nüfus planlaması” derim ilk olarak sizlere (Nüfus planlaması ile ilgili görüşlerimi sonraki postlarda sizlerle paylaşacağım.). Ülkedeki her genç okumak istiyor ve her yere üniversiteler açılmış durumda. Devletin bu kadar insanın ihtiyacını karşılaması elbette gerekiyor fakat hem nüfus planlamasının olmamasından kaynaklanan genç nüfusun kalabalığı, hem de eğitime ayrılan bütçenin az olması bunu engelliyor. Sağlık için de bir sürü para harcamamız gerekiyor ayrıca doktorlarımız nüfusa oranla yetersiz kalıyor. Halkımız sağlık konusunda hem eğitim hem de normal hayatlarında bilinçlendirilmediği için en ufak baş ağrısında soluğu hastanede alıp doktordan ilaç istiyor(!). Diğer ihtiyaçları karşılamak için de devlet aldığı vergiler ve yaptığı üretimle (bkz: dünyadaki en değerli madenlerden biri olan ve teknolojide Nirvana’ya çıkmamızı sağlayacak bordan yapılma deterjan “Boron” vb.) bu ihtiyaçları bizlere sağlıyor. Sırada sosyal ihtiyaçlarımız var. Sinema, tiyatro, galeri gezileri ve bunlar gibi birçok şey sizin ya çok az katıldığınız etkinliklerdir ya tanınmadık bir yüz gibidir. Arkadaşlarınızla gezmek, tozmak istersiniz ama her zaman yapamazsınız. Ayda birkaç defa ailenizle, arkadaşlarınızla lokantaya gidersiniz, gidemeyebilirsiniz de. Bu saydıklarımın hepsi paraya bakıyor. Yani çalıştınız ve paranız varsa, geçim derdiniz ortadan kalktıysa o zaman sosyal ihtiyaçlarınızı karşılayabiliyorsunuz.

İşte; sanatın, bilimin ve felsefenin ortaya gelişmesi ve devamı için yüksek refah gereklidir. Çünkü bunları icra etmek için tüm dikkatimizi vermeniz, maddi kaygılardan uzak olmanız gerekir. En başta belirtiğim günümüzde ortaya çıkan eserlerin birçoğu “sanat” statüsüne girmemektedir. Çünkü eserler sanatsal kaygılarla için değil, gündemde yer edinen konular üzerinden para kazanma amaçlı yapılıyor. Bu yüzden birçoğu kalıcılıktan uzak oluyor görüntü kirliğinden başka da bir şey değiller.

Bu yazıyı günler öncesinden yazdım ama bugüne sakladım. Aradaki alıntıları da bilmeyenler kültürlensin diye koydum. Aslında çok uzun ve giydirmeli bir yazıydı fakat kırpa kırpa bu kadar oldu. Yazdıklarım için pişman değilim aklım hala yazamadıklarımda. Umarım faydalı olmuştur. Günün anlam ve önemine binaen aşağıya Atamızın güzel bir sözünü bırakıyorum.

"Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır."
submitted by Cathessis to KGBTR [link] [comments]


2019.09.14 13:31 FlyAndDry Ehven-i Şers Fan fiction

Öncelikle şunu belirtmem gerekirse, yazma konusunda pek iyi değilim ama aklıma enteresan bir fikir geldi ve ben de yazmak istedim. Aşağıda okuyacağınız kesit sonraki bölümlerde olmasını kesinlikle beklemediğim bir olaylar silsilesidir ama okuduktan sonra fark edeceğiniz üzere ben bir Redderick fanıyım. Dolayısıyla yazmış olduğum bu yazı tamamen duygular altında yazılmış olup çok az gerçeklik payı barındırmaktadır. İyi okumalar dilerim. Umarım beğenirsiniz :)
(YER: Anzahar)
Redoran, Redderick’in elinden tutmuş düşünceli bir şekilde gün batımına doğru ilerliyordu. Redderick ile beraber, sohbet ederek, nereye gittiklerini bilmeden uzun bir süre yürümeye devam ettiler. Şehirden çoktan uzaklaşmışlardı ve buradan nasıl ayrılacağına dair bir fikri olmadığını fark etti. Gerçekten de elini havaya kaldırarak gitmek de neyin nesiydi. Gökyüzündeydiler. Nereye gideceklerdi ki şimdi. Geri dönüp ekiple bir daha karşılaşmak da istemiyordu. Yine çuvallamıştı. Sırf havalı gözükmek için… Derken önlerine birden kurt kargası indi. İçinden ne kadar da şanslıyım ya diye geçirdi. Redderick, Redoran’a gülümseyip: “Bizim için en iyi çıkışın bu olacağını düşündüm.” dedi. Redoran içinden neden boğulmasına izin verdiğimi şimdi hatırladım diye bir düşünce geçirdi bir anlığına. Ardından: “Aferin kardeşim, sen çok iyi bir büyücüsün aynı zamanda da kardeşimsin.” deyip Redderick’e gülümsedi. Kurt kargasına binip Helgen’e doğru yola çıktılar. Yolda Redderick kurt kargasıyla konuşmaya başladı. Redoran, çok yetenekli ama sanki yeteneklerini daha da geliştirmiş diye düşünmeden edemedi. Derken gözüne bir şey takıldı. Bir karga sürüsü sanki bir anlığına arkalarındaydı. Redoran: “Eskiden bu kadar paranoyak bir insan değildim, hep şu manyak ruh yadigarı yüzünden oldu, neyse her şey yoluna girecek.” diye mırıldandı. Ve Helgen’e doğru neşeli bir yolculuğun keyfini sürmeye devam etti.
(Fender bir odanın içinden otururken adamlarından Kalamarus odaya girer.)
Kalamarus tedirgin bir şekilde odaya girmişti. Fender küçümseyen bir bakış atarak Kalamarus’a “ne var?” diye sordu. Kalamarus sesi titreyerek: Efendim Zelenar planınızı başarıyla tamamladı, Anzahar artık savunmasız ama sanırım kendilerine Ehven-i Şers diyen bir grup tarafından öldürülmüş… Ha... Bir de bu grubun bir üyesi, çıktığı uzun yoldan geri dönmüş, dedi. Fender:
-Biliyorum, onun varlığını çoktan hissettim. Hiç geri dönmemeliydi. Ama fark etmez, onu bir kere öldürdüm, yine öldürürüm.
Kalamarus:
-Nasıl yani efendim, kimden bahsettiğinizi anlamadım. Ama Siyah Ged geri dönmüş. Sanırım bizi… yani sizi durdurmak istiyor.
Fender boş odada uzunca bir süre güldü. Hayır ondan bahsetmiyorum tabii ki; evrenlerle, zamanla kafayı yemiş, garip düşünceli adamı söylemiyorum. O gitsin önce aptal Zelenar’ı öldürmeyi başarsın. “HAHAHAAAH!” Ne kadar komik adamsın Kalamarus. Aynı zamanda mankafasın. Olan biteni göremiyorsun değil mi? Bu yüzden seni, bütün bu işler bittikten sonra öldüreceğim deyip tekrardan gülmeye başladı. Birden eski, buz gibi haline dönüp “Tamam çıkabilirsin.” dedi. Kalamarus tedirgin bir şekilde, koşar adım odadan çıktıktan sonra, Fender aynaya baktı. Eredun… Theodred… Zales… Ged… Ehven-i Şers diyorsunuz kendinize ha… Bir de Redoran vardı… Redoran… Aptal adam… Hatanı kabul edemedin! Kendinle yüzleşemedin! Ya kardeşin yaşayabilir ya da sen… Sizin kaderiniz bu artık, ne zaman anlayacaksın bunu… Halbuki bunu anlaman için sana, kimseye yardım etmediğim kadar yardım ettim. Seni, kendinle yüzleştirdim… Neymorla… Kardeşine asla kavuşamayacağını anlaman için o kadar yardım ettim ki sana… Ve hatta, mitanı senin önüne koydum, Zelenar’ı durdurman için… Bununla yetinir, o kapıdan geçmezsin dedim... Ama aptal olduğunu düşünmedim... Aptallar yığını… Size yaptığım bütün teklifleri reddettiniz. Ve sonunda nihai düşmanımı geri getirdiniz. Öyle olsun ben de onu sizden tekrar alırım. Aynaya doğru büyülü sözler fısıldadı. Ayna birden aktifleşti ve Vergan’ın kralı belirdi. Fender, buz gibi bakışlarıyla krala baktıktan sonra şu sözleri söyledi:
-Bütün birliklerini topla, Anzahar'dan önce saldırmamız gereken yeni bir hedef var: Helgen.
Ve orada olacak bir kişinin canını istiyorum: Redderick.

NOT: Benim kurguma göre Redderick gölde boğulmadı. Fender tarafından boğularak öldürüldü. Redoran'ın ne yapmak istediğini bilmemesinin sebebi de bu. Çünkü Fender onu da büyüsüyle etkiledi. Redoran, güçlü bir büyünün (mesela confusion olabilir.) etkisinde olduğu için o an, ne yapmak istediğini hiçbir zaman tam olarak bilemiyor.
submitted by FlyAndDry to ehvenisers [link] [comments]


2019.09.03 12:25 DrFordsleftball Solitaria & Ehvenişers Teorisi: Rin Kim?


Solitaria evreniyle kesişeceği artık kesinleşmiş oldu. Son yayında (10.bölümde) yayının sonlarına doğru bir 20-30 dakikalık muhabbet dönüyor oyun bittikten sonra, Youtube'da bu kısımlar yok. Tolgaisildar'ın yayın tekrarından izledim bu eksikliği fark edince. Ve yayının sonlarına doğru Günhan Alp'e "Ged ile konuştuğum timeline O timeline mı?" diye soruyor Alp de evet diye cevaplıyor. Sonra Alp Solitaria müziği açıyor yayında. Yani 10. bölümde Redoran'ın konuştuğu Ged Solitaria timeline ında gezinen Ged. Daha önce de 7. bölümde konuşmuşlardı Redoran ve Ged. Gelin sırayla 7.bölümdeki, sonra 10. bölümdeki konuşmalarını inceleyelim. Ondan sonra Solitaria'ya dönüp Rin'in rüyasını inceleyelim.

7.bölümdeki Redoran ve Ged konuşması
Redoran Ged'e ulaşmak için evrene ruhunu açıyor. Farklı bir sürü evren olduğunu, bir sürü yer olduğunu görüyor. Adım adım her yerde Ged'i soruyor. Her ruha, her enerji parçacığına. Küçük enerji parçacıklarını takip ediyor. Onun iz bıraktığını, bir yerde olacağını biliyor. Katmanları geçiyor, ve katmanların en uzağında Ged var. Ged'e sesleniyor. (konuşmanın hepsini aktarmayacağım, sadece önemli olduğu kısımları aktaracağım. Tüm konuşmayı dinlemek isterseniz ehvenişers 7.bölüm 3:26:25)
"Ged, neredesin ne yapmak istiyorsun?"
"Buradayım ve, her şey çok önemsiz Redoran, her şey o kadar önemsiz ki, hiçbir şey, zerre kadar…"
...
Her yerde farklı bir yüz, farklı bir Ged,Redoran ile konuşuyor.
"Kendinden kaç tane yarattın Ged? Kaç yaşam yaşadın, kaç boyuta gittin acaba? Ama seni durduracağım Ged, seni durduracağım çünkü seni durdurmam için beni geri getirdin."
"Defalarca denedin, sonsuz kere denediğini bilsen ve sonsuz kere başaramadığını, sonsuz kere bana aynı şeyleri söylediğini, burada uzun süre düşündüğünü, tekrardan geldiğini ve beni yeneceğini söylediğini, ama yaşama ve ölüme düşman olan ben, sayısız kez yaşamış olan ben, beni nasıl durduracaksın? Yine aynı sözleri mi söyleyeceksin?"

10.bölüm Redoran ve Ged konuşması ( Yine aynı şekilde hepsini aktarmayacağım. Ehvenişers 10.bölüm 1:58:19)
"Sen misin?"
"Evet benim, Redoran."
"Neredesin?"
"Bir gezgin gibi oradan buraya geziyorum. Buradan da kurtulduğumda inançlarım sona erecek. Sanırım bu son adımım."
"Uzaktasın öyle mi?"
"Senin düşüncelerinin almayacağı kadar uzaktayım."
...
Redoran en son:
"...sonra da senin peşinden geleceğim, sonra da sen her neredeysen orayı yok edeceğim."

Rin'in gördüğü kabus (Solitaria 10. bölüm 1:06:29)
Rin…Rin Rin Rin Rin…. Neden yalan söylüyorsun kendine Rin?
"Onlara gerçeği söyleyemem, onlar iyi adamlar"
Hepsini orada bıraktın, hepsini kaderine bıraktın Rin.
"Hayır ben bırakmadım, onlar beni bıraktı"
Dostlarını terk ettin, hepsi çok acılar çekiyorlar.
"Geri dönmenin yolunu arıyorum."
Kendi bencil şeylerin için bütün arkadaşlarını terk ettin, sen misin dünyayı kurtaracak olan?
"Nasıl döneceğim? Onları bırakmadım."
Sen döndüğünde hepsi iskelet olacak.
"Daha zamanım var, hayır, hayır..."
Bir sürü işlemeli iskelet görüyor, bir sofra hazırlamışlar, sofralarına davet ediyorlar. (bir iskelet taç takıyor bir iskeletin omzunda kuzgun var, diğerinde 3 kafa var)
İskeletler:
Aramıza katıl Rin, gerçek güç bizle birlikte Rin, sonsuzluk.
"Onlara yetişeceğim değil mi?"
Sen çok büyük bir günah işledin Rin. Bizim aramıza girmek için ilk adımı attın Rin.
Kuzgunun tüyleri eriyor ve bir iskelete dönüşüyor. 3 kafalı olan kuzgunu yiyor.
Rin sen bir hiçsin!
-Rin uyanırken Theodred diyor Solitaria 10. bölüm 1:10:07 Ama çok zor duyuluyor-
Aynı bölümde kahramanlarımız bir falcıyla karşılaşıyor. Falcının Rin ile ilgili söylediği şeyler:
Rin-> arkadaşlarından sakladığı bir şey var.
Son kehanet-> Aralarından biri söylediği kişi değil. Biri de onlara ihanet edecek.
Yine aynı bölümde Rin'in anlattığı bir hikaye var, bu anlattığı hikayelerin önemli olduğu söylendi (Alp mi Günhan mı söylemişti tam hatırlamıyorum)
Hikaye:
eski bir kral, bir uzay boşluğu, yanan bir parşömen
yanan bir odun
yanan bir kadın
yanan bir köy
uzak bir diyar, uzayın sonsuz boşluğu
başarısız bir asker
siyah bir yaşam, ruhların sonsuzluğu (Ruh yadigarı?)
derin bir rüzgar
esen, akan, uzuunca bir zaman...
İtalik ve kalın yazılan yerler konuşmak istediğim kısımlar. 7. bölümde farklı evrenler olduğunu, ve Ged'in bu farklı evrenlerde sayısız kez yaşadığını görüyoruz. Her yerde farklı bir yüz, farklı bir Ged,Redoran ile konuşuyor.
"Kendinden kaç tane yarattın Ged?"
Buradan da anlıyoruz ki Ged farklı yüzler yaratmış kendine, farklı insanlar olarak farklı evrenlerde yaşamış. Yani Rin adında bir karakter yaratıp yeni bir yüzle geziniyor olabilir, değil mi?
  1. bölümde konuştuğu Ged'in Solitaria evrenindeki Ged olduğunu biliyoruz. Ged Redoran'a uzakta olduğunu, olduğu yerden kurtulacağını, (ilginç bir kelime seçimi) ve olduğu yerin son adımı olduğunu söylüyor. Redoran da en son Ged'in peşinden gideceğini, gittiği yeri de yok edeceğini söylüyor. Burası önemli, buraya döneceğim.
Solitaria evrenine gelirsek, Rin'in zaten arkadaşlarına dediği gibi birisi olmadı belli. Bunu rüyalarından ve falcının kehanetlerinden anlayabiliriz. Rin bence kesinlikle Ehvenişers'ten bir karakter. Ama kim?
Rin'in rüyasından da anlaşılacağı üzere Rin geldiği evrende arkadaşlarını terk etmiş. Ve bunun için suçluluk duyuyor. Onlara geri dönmeye çalışıyor. Geri dönmenin yolunu aradığını söylüyor. Rin her nereden geldiyse ya da nasıl geldiyse, daha geri dönmeyi becerememiş ve bunun için çabalıyor. Sonsuz evrende sonsuz hayat yaşamış olan Ged neden Solitaria evreninde takılsın, geri dönemesin? Bunu geçelim, kurtarmaya çalıştığı, dönmek istediği dostları kim? Ged'in bizim kahramanlarımızı ya da herhangi birini dostu olarak göreceğini sanmıyorum bu noktadan sonra. Peki Rin Ged değilse, Rin kim? Ged Solitaria'da ne yapıyor?
Ged, Solitaria'da herhangi bir yerde herhangi bir zamanda herhangi bir kişi olabilir. Rin ise bence Redoran. Redoran işleri bitince Ged'i bulmaya, Ged'in olduğu evrene gideceğini söylemişti. Bence ileride Redoran bir şekilde arkadaşlarını kritik bir noktada terk edip Ged'i bulmaya Solitaria evrenine geliyor. Ama sonra pişman oluyor, geldiği şekilde geri dönemediğini anlıyor ve vicdan azabı çekiyor arkadaşlarını bırakıp bencilce davrandığı için.
Kendi bencil şeylerin için bütün arkadaşlarını terk ettin, sen misin dünyayı kurtaracak olan?
Rin'in anlattığı hikaye hakkında da hiçbir fikrim yok. Yine bu konuya bağlandığına eminim ama aklıma bir şey gelemedi. Sizin de düşünceleriniz, teorileriniz varsa yazabilirsiniz. Biraz uzun oldu ama buraya kadar okuyanlara teşekkürler!
Kaçırdığım, yanlış hatırladığım ya da eklemek istediğiniz kısımlar varsa lütfen söyleyin.
TL;DR: Rin, Ged'i bulmak için Solitaria evrenine giden ve böylelikle arkadaşlarını Ehvenişers evreninde terk eden, vicdan azabı çeken Redoran.
submitted by DrFordsleftball to ehvenisers [link] [comments]


2019.08.01 11:38 Haberfutbol24 1 Ağustos 2019 Perşembe Spor Haberleri

1 Ağustos 2019 Perşembe Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'a transferde dev müjde! Vincent Aboubakar...
Yaz transfer döneminde şu ana dek yalnızca Tyler Boyd ve Douglas'a imza attırabilen Beşiktaş'la ilgili Portekiz basınından gündemi sarsan bir haber geldi. Siyah Beyazlı kulübün eski golcüsü Vincent Aboubakar'ı yeniden kadrosuna katma ihtimalinin yüksek olduğu öne sürüldü.
Yaz transfer döneminde şu ana dek yalnızca Tyler Boyd ve Douglas'a imza attırabilen Beşiktaş'la ilgili Portekiz basınından gündemi sarsan bir haber geldi. Ülkede yayım yapan Record gazetesi, Siyah Beyazlı kulübün eski golcüsü Vincent Aboubakar'ı yeniden kadrosuna katma ihtimalinin yüksek olduğunu yazdı.
Gazetenin okuyucularıyla paylaştığı özel haberde Porto kulübünün geçtiğimiz sezonun başında sol diz ön çapraz ve iç yan bağlarını tamamı ile koparan ve fiziksel açıdan hâlâ istenilen seviyede olmayan Kamerunlu golcüyü başka bir takıma göndermeye hazır olduğu ifade edildi. 27 yaşındaki santrforun hâlihazırdaki en ciddi talibininse daha önce bir sezon kiralık oynadığı Beşiktaş olduğu kaydedildi.
Porto'yla 2021 yılına dek sözleşmesi bulunan Aboubakar; yaşadığı ağır sakatlıkların ardından takımdaki forvet rotasyonunda Moussa Marega, Tiquinho Soares, Ze Luis, Fabio Silva ve Jesus Corona gibi isimlerin arkasında kalmıştı. Yıldız isim, yedi aylık aranın ardından takımıyla çıktığı son iki maçta yalnızca 10 ve 14 dakika süre alabilmişti.
Flaş gelişme! İki yıldızın menajeri İstanbul'a çağrıldı
Beşiktaş Yönetimi, teknik direktör Abdullah Avcı’nın yeni sezonda faydalanmayı düşünmediği yüksel bedelli futbolcularla da yolları ayırmakta kararlı.
Özellikle yaz döneminde kulüpteki geleceğiyle ilgili büyük belirsizlik yaşanan Ricardo Quaresma’nın yanı sıra Gary Medel’i göndermek isteyen yönetim bu iki yıldızın yerine Abdullah Avcı’nın istediği isimlere yönelecek.
Bu nedenle transfer komitesi Quaresma ve Medel’in menajerlerini İstanbul’a çağırdı.
Görüşmelerde menajerlere, “Transfer dönemi bitmeden, kulüpler kadrolarını kurmadan kulüp bulun. Size her türlü kolaylığı sağlayacağız” denilecek.
Yönetimin orta sahaya takviye yapmak istediği, gündemdeki Kagawa’nın İspanya’ya gitmesi üzerine başka bir isme yönelineceği öğrenildi.
Fikret Orman'dan transfer müjdesi! Sol bek...
Avusturya’da kurmaylarıyla bir araya gelen Fikret Orman, Brezilyalı sol bekin yerine aynı kalitede bir isim almak için uğraş verdiklerini belirtirken, görüşmelerin olumlu geçtiğini söyledi.
Beşiktaş'ta Kulüp Başkanı Fikret Orman dün takımın Avusturya’da süren kampına katıldı. Sabah antrenmanı sırasında Sportif Direktör Ali Naibi ve Futbol Şube Sorumlusu Ahmet Kavalcı ile sohbet eden Orman kurmaylarıyla transfer konusunda fikir alış verişinde bulundu.
Başkan Orman teknik direktör Abdullah Avcı’nın verdiği rapor doğrultusunda hem sol bek hem de sol stoper transferi yaparak, takımdan ayrılan Adriano’nun yerini mutlaka dolduracaklarını kaydetti. Brezilyalı sol bekin yerine aynı kalitede bir isim almak için uğraş verdiklerini kaydeden Orman görüşmelerin olumlu geçtiğini söyledi.
Bruno Martins Indi transferinde Beşiktaş'a bonservis engeli
Beşiktaş, Martins İndi ile anlaşmasına rağmen kulübü Stoke City'yi ikna edemedi.
İngiliz ekibi siyah-beyazlıların 4 milyon Euro'luk önerisine karşılık 6 milyon Euro talebinde indirime gitmeyince Hollandalı yıldızın transferi zora girdi. Siyah-beyazlılar, bunun üzerine Boyd'un eski takımı Guimaraes'ten Pedrao'yu ve Huddersfield Town'dan Terence Kongolo'yu gündemine aldı.
Beşiktaş'ta oyunu Ljajic şekillendirecek
Avcı’nın en çok güvendiği isimlerden olan Boşnak yıldız, Kartal’ın ataklarını yönetecek. Tecrübeli çalıştırıcı, yıldız oyuncuya “Hücumda özgürsün” dedi.
Torino’dan 6,5 milyon avro karşılığında bonservisi alınan Âdem Ljajic yeni sezonda çok daha aktif bir görüntü sergileyecek. Şenol Güneş yönetiminde geçen sezon bazı maçlarda kanatlarda kullanılan yıldız oyuncu, bu karşılaşmalarda üretkenlik sağlamakta zorlanmıştı. Beşiktaş’ın yeni hocası Abdullah Avcı ise Boşnak asıllı yıldızın yüzünü güldüren bir hücum anlayışı planlıyor. Tecrübeli teknik adam yeni sezonda takımın hücumdaki maestrosu olarak Ljajic’i seçti. Yıldız futbolcunun hücumda çeşitlilik sağlayan yapısından çok memnun olan Abdullah Avcı, öğrencisinin yeteneklerinden maksimum verim almayı planlıyor. Başarılı çalıştırıcı Avusturya kampındaki idmanlarda sık sık özel olarak görüştüğü Ljajic’e neler yapması gerektiğini anlatıyor.
TOPU PATLATTI
Abdullah Avcı’nın, duran topların çoğunu kullanmasını istediği Ljajic’e “Hücumda istediğin kadar risk alabilirsin. Maçın hiçbir anında şut atmaktan çekinme. Bu senin en önemli silahın. Hücumda özgürsün” dediği öğrenildi. Hocasının kendisi hakkındaki bu motive edici sözlerinden dolayı çok mutlu olan 27 yaşındaki oyuncu kamp çalışmalarında da en istekli isimlerden biri olarak göze çarpıyor. Hatta yıldız futbolcunun önceki günkü idmanda çektiği şut o kadar sertti ki, top bile buna dayanamayıp patlamıştı. Geçen sezon kiralık olarak Beşiktaş formasını giyen Âdem Ljajic, birkaç maç uyum sıkıntısı yaşadıktan sonra özellikle ikinci yarıda açılmış ve 9 gol, 11 asistle ligde oynadığı 27 maçın 20’sinde skora direkt olarak katkıda bulunmuştu.
Beşiktaş'ın son transferi Mangala!
Beşiktaş, Manchester City’nin bedelsiz gönderme kararı aldığı Fransız oyuncu ile yaptıkları son görüşmede önemli bir mesafe kat etti. Senelik 1.5 milyon euro teklif edilen Mangala’dan sağlık raporu istendi.
Beşiktaş, stoper arayışlarında çeşitli ihtimaller üzerinde dururken, Eliaquim Mangala isminin bir adım öne çıktığı öğrenildi. Manchester City’nin bu sezon kadroda düşünmediği oyuncunun yıllık ücretinden kurtulmak istediği ve bu nedenle de bedelsiz olarak satmaya hazır olduğu öğrenildi. Kartal da bunun üzerine Mangala için yeniden düğmeye bastı. Oyuncu ile yapılan görüşmede senelik 1.5 milyon euro teklif edildi. Ancak oyuncunun geçen sezon sakatlık nedeniyle sadece 5 maç oynaması kafa karıştırdı.
MARTİNS-İNDİ YEDEKTE BEKLİYOR
Beşiktaş yönetimi bu nedenle yapılan anlaşmaya sağlık raporu alma şartı getirdi. Transfer imza aşamasına gelirse, sıkı bir kontrolden geçirilecek olan Mangala’da herhangi bir sağlık engeli çıkmazsa anlaşma yürürlüğe girecek. Kartal’ın alternatif isimler arasında Martins-İndi’yi ön planda tuttuğu da belirtiliyor. Bu oyuncu için görüşmeleri Futbol Direktörü Ali Naibi yürütüyor. Mangala transferinin durumuna göre Naibi, Stoke City ile nihai görüşmeyi yaparak, trasferi gerçekleştirmeye çalışacak.
Beşiktaş'tan Fenerbahçe'ye Mahmut Tekdemir çalımı!
Fenerbahçe’nin de peşinde olduğu Mahmut Tekdemir için Beşiktaş’ın teklifi; Lens+bir miktar para. Başakşehir Teknik Direktörü Okan Buruk onay verirse, iki kulübün başkanı detayları görüşecek.
Beşiktaş, Başakşehir’in tecrübeli orta saha oyuncusu Mahmut Tekdemir’i almaya kararlı. Ezeli rakip Fenerbahçe’nin de ciddi biçimde ilgilendiği Mahmut için Siyah-Beyazlılar, Jeremain Lens’in tapusunu vermeye ve bir miktar para önermeye hazır. Teknik Direktör Abdullah Avcı, eski öğrencisinin uyum sorunu yaşamayacağını ve Beşiktaş’a katkı verebileceğini Başkan Fikret Orman’a iletti. Bu transferdeki belirleyici isim ise Başakşehir’in yeni Teknik Direktörü Okan Buruk olacak.
HOLLANDALI’DAN HİÇ UMUT YOK
Siyah-Beyazlılar, Fenerbahçe’de gösterdiği performansa güvenerek Sunderland’e 4 milyon euro ödeyerek aldığı Jeremain Lens’ten, beklediği katkıyı alamadı. 31 yaşındaki oyuncunun 2022’ye dek kontratı sürüyor ve yıllık kazancı da ayrı bir külfet. Başakşehir Teknik Direktörü Okan Buruk, Jeremain Lens’i kadrosunda görmek isterse Fikret Orman ve Göksel Gümüşdağ, detayları görüşecek. Üstüne verilecek bedel hakkında net bir detay yok. Her şey Okan Buruk’un kararı sonrasında belirlenecek.
MAHMUT SAHADA TAM BİR JOKER
Abdullah Avcı, Başakşehir’de uzun yıllar birlikte çalıştığı Mahmut’tan birçok bölgede faydalandı. Oyuncunun gelişiminin en yakın takipçisi de yine Avcı’ydı. Mahmut; stoper, ön libero ve merkez orta sahada görev aldı. Mahmut, 12 kez Milli Takım’ın formasını giydi. 31 yaşındaki orta saha oyuncusu, Ay-Yıldızlı takımımızın Teknik Direktörü Şenol Güneş’in de gözdesi olmayı başardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

1 Ağustos 2019 Perşembe Fenerbahçe Haberleri

Rıdvan Dilmen: O transfer mutlaka yapılmalı

Fenerbahçe'de gündemi ve Audi Cup performansını değerlendiren Rıdvan Dilmen, günlerdir gündemden düşmeyen transferin mutlaka tamamlanması gerektiğini söyledi.
Fenerbahçe Audi Cup'ta Bayern Münih ve Real Madrid yenilgileriyle turnuvayı 4. tamamladı. 5-3 biten Real Madrid maçını NTV'de yorumlayan futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen transferle ilgili olarak çarpıcı ifadeler kullandı ve yıldız oyuncunun mutlaka kadroya dahil edilmesi gerektiğini söyledi. İşte Dilmen'in sözleri:
'GENCİNDEN YAŞLISINA TÜM OYUNCULARI GÖRDÜ'
"Fenerbahçe'de Ersun Yanal bu akşamki Real Madrid maçı ve dünkü Bayern Münih maçında Emre-Tolgay-Tolga dışında tüm oyuncuları görme fırsatı buldu. Bu üç ismin durumunu zaten biliyor. Aynı şey Kovac ve Zidane için de geçerli. Gencinden yaşlısına tüm oyuncuları gördüler."
"Tabii skor avantajlarından kaynaklı Bayern Münih ve Real Madrid daha fazla rotasyon şansı buldu. Bu sezon Avrupa'da da olmayan Fenerbahçe de, bu rotasyon sayesinde Ersun Hoca'nın sezon içinde şans verebileceği oyuncuları böyle bir organizasyon sayesinde görmesi iyi oldu."
"Bardağın boş tarafına bakalım: Fenerbahçe 2 maçta toplam 11 gol yiyor, 15-20 pozisyon veriyor. Penaltıdan, duran top ortasından, verkaçtan goller görüyor iki maçta da. Bunların arasında kontratak sonucu Müller'in plasesiyle yenilen gol hariç ceza sahası dışından gol yok."

''SAÇMA BİR ŞEKİLDE YIĞILMASI SONUCU...''

"Yani Fenerbahçe tek ceza sahası dışı golünü saçma bir şekilde rakip sahaya yığılması sonucu kontratakla yedi. Diğer 10 gol ceza sahası içinden. Buradan ne görürüz? Fenerbahçe stoperlerinin ne kadar hamlesiz olduğunu. Ayrıca orta sahadaki direncin ne kadar düşük olduğunu."

''KOLAROV MUTLAKA KATILMALI''

"Fenerbahçe'nin kesinlikle 2 stoperle kadrosunu takviye etmesi gerek. Hatta birinin sol ayaklı ve aynı zamanda sol bek de oynayabilecek olması önemli. Bu açıdan bakıldığında Fenerbahçe yönetimi ne yapıp edip Kolarov'u mutlaka takıma katmalı diye düşünüyorum."

''SAVUNMAYLA ALAKASI YOK''

"Bardağın dolu tarafı da var. Yıllarca forvet transferlerine büyük paralar aktarıldı. Ama genç yaşı ve olağanüstü özverisiyle Muriç son yıllardaki en iyi transfer. Ancak arkasındaki Kruse'nin Alex kadar bile savunmayla alakası yok, Ersun Yanal sistemini bunu gorerek kurmalı."

''OZAN TUFAN VE ALTAY''

"Ayrıca Ozan Tufan'ın çıkışı kayda değer. Ve genç kaleci Altay, oldukça yetenekli bir antrenör olan Alper Hoca'nin da yardımıyla iyi yerlere gelebilir. Yediği gollere ragmen iyi kurtarışlar da yaptı, sadece topu tek hamlede tutmalı ya da daha tehlikesiz yerlere tokatlamalı."

Fenerbahçe, Aleksandar Kolarov transferinde mutlu sona doğru

Fenerbahçe, kadrosuna katmak için girişimlerini uzun süredir sürdürdüğü Aleksandar Kolarov transferinde mutlu sona yaklaşıyor. Tam yetki verilen menajer Mirsad Türkcan, sarılacivertliler adına transferi bitirmek için önceki gün İtalya’nın başkenti Roma’ya uçtu. Roma'nın Sırp sol bekiyle birkaç gün içerisinde resmi sözleşmenin imzalanması bekleniyor.
Fenerbahçe, Aleksandar Kolarov için vites yükseltti. Şu anda menajerlik yapan sarı-lacivertli kulübün efsane basketbolcusu Mirsad Türkcan, önceki gün Sırp yıldızla ilgili bir dizi görüşmeler yapmak üzere kulüp tarafından Roma'ya gönderildi. Menajer Türkcan'ın transfere son noktayı koyacağı öğrenildi.
Fenerbahçe yönetimi, daha önce Aleksandar Kolarov'u İstanbul'a çağırmış ve kendisiyle senelik 2.7 milyon Euro'dan 2 artı 1 yıllığına anlaşmaya varmıştı.
lk etapta bonservis talebi olmayan Roma, devreye İnter'in girmesi sonrasında 3 milyon Euro istemişti. Ancak Fenerbahçe ilk başta bonservis ödemeye yanaşmadı ve transfer süreci bir hayli uzadı.
İkinci adımı atmaya karar veren sarı-lacivertli yönetimin, tam yetki ile donattığı Türkcan'ın Roma kulübüyle anlaşma sağlaması ve transferin birkaç gün içerisinde açıklanması bekleniyor.

HAZIR KITA!

Geçen sezon Roma forması ile 33 Serie A maçına çıkan Kolarov, tam 8 gol atarak harika bir performans sergiledi. İtalyan ekibinin hazırlık kampında bulunan Sırp sol bekin herhangi bir fiziksel eksikliği bulunmuyor.

Son dakika! Deniz Türüç Fenerbahçe ile anlaştı!

İstikbal Mobilya Kayserispor kaptanı Deniz Türüç, Fenerbahçe ile anlaştı.
Fenerbahçe ile Galatasaray’ın kadrosuna katmak istediği İstikbal Mobilya Kayserispor kaptanı Deniz Türüç kararını verdi. Galatasaray’ın Emre Mor transferi sonrasında Fenerbahçe ile son bir görüşme yapan 26 yaşındaki orta saha oyuncusu teklifi kabul etti. Fenerbahçe ile İstikbal Mobilya Kayserispor arasında son bir görüşme yapılacak ve bonservis rakamı netleştirilecek. Deniz’in bu hafta yeni takımı ile mukavele yapacağı da öğrenildi.
İstikbal Mobilya Kayserispor Başkanı Erol Bedir, kaptan Deniz Türüç’ün tercihi doğrultusunda adım atacaklarını açıklamıştı.

Fenerbahçe Zanka ile anlaştı!

Tandem bölgesine transfer yapmak için uğraşan Fenerbahçe sonunda aradığı ismi buldu.
Sarı-lacivertliler Huddersfield forması giyen Danimarkalı stoper Mathias Zanka ile anlaşma sağladı.
Oyuncunun kulübü Huddersfield ile de görüşmelerde sona gelen Fenerbahçe’nin transferi birkaç gün içinde açıklaması bekleniyor. Millî takımda Kjaer’in de partneri durumunda bulunan 29 yaşındaki oyuncu, Huddersfield formasıyla Premier Lig’de toplam 62 maça çıktı ve 3 gol atıp 3 de asist yaptı.

Fenerbahçe'den Juan Jesus için acil çağrı!

Teknik Direktör Yanal, takımın şu anda en büyük eksiğinin stoper mevkisinde olduğunu belirterek yönetimden bir an önce transferin yapılmasını istedi. Fener yönetimi Jesus için Roma’ya teklifini 6 milyon euroya çıkardı.
Fenerbahçe'de Audi Cup’ta ortaya çıkan savunma zaafı, acil transferi gündeme getirdi. Teknik Direktör Ersun Yanal’ın yönetimle yaptığı görüşmede, “Öncelikle stoperdeki sıkıntıyı gidermemiz şart. Buraya acil transfer yapmamız gerekiyor.
Ligin başlaması için artık süre iyice kısaldı. Gecikirsek sıkıntı artar” dedi. Yönetimin de bunun üzerine Juan Jesus için Roma ile yeniden irtibata geçtiği öğrenildi. Kanarya, Brezilyalı sol stoper için daha önce 5 milyon euroluk bir teklif yapmış, İtalyanlar ise 8 milyon euro istemişti.
Sarı-Lacivertliler’in teklifi 6 milyon euroya çıkardığı, ayrıca başarı bonusu da vererek Roma’yı iknaya çalıştığı öğrenildi. Fenerbahçe’nin Sambacı’ya ise senelik 2.5 milyon euro vereceği öğrenildi.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

1 Ağustos 2019 Perşembe Galatasaray Haberleri

Diagne'nin yeni takımı belli oldu

Sarı-Kırmızılılar, yeni transferlerine gelir sağlamak için Mbaye Diagne’yi Katar kulübü Al-Rayyan’a satacak.
Katar basınında çıkan habere göre, Katar Ligi takımlarından Al-Rayyan, Galatasaray’ın Senegalli forveti Mbaye Diagne’yi kadrosuna katmaya çok yaklaştı. Geçen sezonu Süper Lig’de gol kralı olarak kapatan Diagne’nin Al-Rayyan ile transfer görüşmesi yaptığı ve kısa süre içinde anlaşmayı tamamlamak için Katar’ın başkenti Doha’ya yola çıkacağı ve burada sağlık kontrollerinden geçeceği belirtildi. Diagne’nin satışından Galatasaray’ın 13-15 milyon euro arası gelir elde etmesi bekleniyor.Al-Rayyan, kısa süre önce Porto ile sözleşmesi sona eren Brahimi’yi de kadrosuna katmıştı.

Emre Mor'un Celta Vigo'ya maliyeti: Dakikası 9 bin Euro

G.Saray’ın 1 milyon Euro kiralama bedeli ödeyeceği Emre Mor İstanbul’a geldi. Genç oyuncunun Celta Vigo’ya maliyeti ise dakika başına 9 bin 135 Euro oldu.
Galatasaray dün yeni bir ismi daha kadrosuna kattı. Teknik direktör Fatih Terim'in alınmasını özellikle istediği Emre Mor, Celta Vigo ile yapılan anlaşmanın ardından Türkiye'ye geldi. 22 yaşındaki kanat oyuncusu, sağlık kontrolünden geçirildikten sonra imzayı atacak. Sarı-kırmızılıların bu transfer için Celta Vigo'ya 1 milyon Euro kiralama bedeli ödeyeceği, satın alma opsiyonunun ise 6 milyon Euro olduğu öğrenildi.

İMPARATOR'UN ELLERİNE TESLİM

Bu arada Celta Vigo'nun Borrusia Dortmund'dan 2017'de 13 milyon Euro'ya aldığı Emre Mor, takımında beklentileri karşılayamadı. 39 maçta 1423 dakika forma giyip 1 gol atan Emre'nin dakikası 9 bin 135 bin Euro'ya mal oldu. Galatasaray 2. Başkanı Abdurrahim Albayrak'ın, "Emre Mor ile Fatih Terim'den başkası başa çıkamaz" dediği 22 yaşındaki oyuncu, sarı-kırmızılı takımda İmparator'un ellerine teslim edilecek.

SONUNDA GELDİM!

Dün akşam İstanbul'a gelen Emre Mor, "Uzun süredir bekliyordum, sonunda geldiğim için mutluyum. Fatih Terim ile güçlü bir ilişkimiz var. Onunla tekrar çalışacağım için mutluyum" dedi.

Radamel Falcao - Galatasaray transferinde ilginç ayrıntı! Babasına verdiği sözü tuttu

Taraftarın heyecanla beklediği Radamel Falcao’nun Galatasaray’ı seçmesindeki neden ortaya çıktı: Kendisi gibi futbolcu olan babası Radamel Enrique Garcia King’in, “İyi hissettiğin sürece Avrupa’da oyna” sözünden çıkmayan Kolombiyalı yıldız, Çin’den aldığı astronomik tekliflere rağmen Türkiye’yi tercih etti.
Galatasaray'ın her konuda anlaşma sağladığı ve imza için Türkiye'ye gelmesini beklediği Radamel Falcao için geri sayım başladı. Uzun uğraşlar sonunda bitirilen Kolombiyalı yıldız golcü için Monaco kulübüyle de el sıkışan sarı-kırmızılılar, transferi her an açıklayabilir. Taraftarların KAP açıklamasına kilitlendiği Falcao'nun Uzakdoğu kulüplerinin de ilgisine rağmen Galatasaray'ı tercih etmesinde ise kendisi gibi futbolcu olan babasının etkili olduğu ortaya çıktı.

VERDİĞİ SÖZÜ TUTTU

Baba Radamel Enrique Garcia King yeteneklerini geliştirmesinde büyük destek sağladığı oğluna, "Kendini iyi hissettiğin sürece Avrupa'da futbol oyna ve kariyerine orada son ver" tavsiyesinde bulunmuştu. Bu konuyu daha önce birkaç kez dile getiren Falcao'nun menajerine bu yönde talimat verdiği kaydedildi. Son iki sezonda Çin'den aldığı astronomik tekliflere babasına verdiği söz nedeniyle 'Hayır' diyen Kolombiyalı golcü, David Beckham'ın sahibi olduğu MLS ekibi Inter Miami'nin teklifine de bu sebeple olumsuz yanıt verdi.
Monaco'nun kendisine gelecek sezon yola devam etmeyeceklerini bildirmesi sonrasında Falcao, adını kendisine veren babasına verdiği sözü tuttu ve Galatasaray'a 'Evet' dedi.

OCAK'TA KALP KRİZİ GEÇİRİP VEFAT ETTİ

Radamel Falcao'nun babası Radamel Enrique Garcia King, Kolombiya'da uzun yıllar defans oyuncusu olarak görev yaptı. Yıldız oyuncunun her fırsatta gelişiminde büyük katkısı olduğunu söylediği baba Radamel, geçtiğimiz Ocak ayında Kolombiya'da tenis oynarken kalp krizi geçirerek hayata veda etmişti.

3 YILDA 21 MILYON EURO

Yıllık 5.5 milyon Euro garanti ücret alacak olan Falcao, maç başı ve bonuslarla birlikte servet kazanacak
Taraftarların Radamel Falcao hayalinin gerçekleşmesi Galatasaray Kulübü'ne servete mal olacak. Bonservis ücreti ödenmeyecek olan 33 yaşındaki futbolcu yılda 5.5 milyon Euro garanti ücret karşılığında 3 yıllık sözleşme imzalayacak. Sarı-kırmızılı formayı giydiği her resmi karşılaşma için 10 bin Euro ekstra para kazanacak olan tecrübeli futbolcuya Süper Lig ve Şampiyonlar Ligi'nde kazanılacak her başarı için de ayrı bonuslar verilecek. Bunlarla birlikte Galatasaray'dan yıllık kazancı 7 milyon Euro'yu bulacak olan Falcao'nun 3 yıllık parası ise 21 milyon Euro (yaklaşık 130 milyon TL) olacak.

FALCAO PAYLAŞTI TARAFTAR ÇILDIRDI

Radamel Falcao kendi Instagram hesabından bir paylaşım yaptı. Yayınladığı kareye, "Sen de mi aynı şeyi düşünüyorsun?" notunu düşen Kolombiyalı golcünün bu mesajı sonrası atağa geçen binlerce Galatasaray taraftarı Falcao'yu sarı-kırmızılı ekibe çağırdı.

Mbaye Diagne, Everton yolcusu

Everton, Henry Onyekuru’dan gelecek parayı Senegalli golcü Mbaye Diagne için kullanma kararı aldı. Galatasaray teklifi hemen kabul etti.
Galatasaray yönetimi, yeni transferlere kaynak sağlamak için satmak zorunda olduğu Mbaye Diagne'de sonunda hedefine ulaşmak üzere.
Bu transfer için Suudi Arabistan kulüpleriyle uzun süredir pazarlıklar yapan ancak oyuncunun kariyerine Avrupa'da devam etmek istemesi nedeniyle sıkıntı yaşayan sarı-kırmızılılara, İngiliz ekibi Everton'dan çok iyi bir teklif geldi. Onyekuru'yu Monaco'ya satmak üzere olan Ada temsilcisi, oradan gelecek parayı Diagne için kullanacak.
Galatasaray yönetimi, 15 milyon Euro'luk bonservis önerisine hemen 'evet' derken, Senegalli golcü de İstanbul'daki evini toplattı. Diagne transferinin bu hafta resmiyete dökülmesi bekleniyor.

Mitroglou yerine Yaremchuk!

Mitroglou ile yolların ayrılması durumunda bir forvet daha alacak olan Galatasaray, Ukraynalı yıldız Roman Yaremchuk ile yakından ilgileniyor. .Falcao'nun transferinde sona yaklaşan Galatasaray, Kostas Mitroglou ile yollarını ayırması halinde bir forvet daha almayı planlıyor.
Sarı- Kırmızılılar'ın scout ekibinin önerisi olan Roman Yaremchuk ile yakından ilgilendiği öğrenildi.
Belçika'da Gent formasını giyen 23 yaşındaki Ukranyalı yıldızın önemli bir potansiyeli var.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

1 Ağustos 2019 Perşembe Trabzonspor Haberleri

İşte Trabzonspor'un Daniel Sturridge'e yaptığı teklif!

Hugo Rodallega'nın takımdan ayrılmasının ardından kadrosuna yıldız bir santrfor takviyesi yapmak isteyen Trabzonspor'un Liverpool'la sözleşmesi sona eren Daniel Sturridge'i transfer edeceği konuşuluyordu. Fransız basını, Bordo Mavili kulübün İngiliz golcüye yaptığı teklifi duyurdu.
Hugo Rodallega'nın takımdan ayrılmasının ardından kadrosunu santrfor arayışlarına geçen Trabzonspor'un Liverpool'la sözleşmesi sona eren Daniel Sturridge'i transfer edeceği konuşuluyordu. Fransa'da yayım yapan Foot Mercato adlı internet sitesi ise Bordo Mavili kulübün İngiliz golcüye yaptığı teklifi duyurdu.
Sitenin okuyucularıyla paylaştığı özel haberinde 29 yaşındaki forvete yıllık 2 milyon euro önerildiği ancak Sturridge'in Trabzonspor yönetiminden daha yüksek taleplerde bulunduğu ifade edildi. Bonservisinin elinde olmasının kendisine sağladığı avantajı kullanmak isteyen yıldız ismin senelik 3 milyon euro maaşın yanı sıra 2 milyon euro da imza parası istediği öğrenildi.

Trabzonspor Lille'in Yusuf Yazıcı teklifini reddetti

Lille, Trabzonspor’a Yusuf Yazıcı için 16 milyon euro artı 25 yaşındaki stoper Edgar Le’yi ve bir sonraki satıştan %10 pay teklif etti. Karadeniz ekibi ise Le’nin yanı sıra 18 milyon euro ve %20 pay istedi. Lille masadan kalktı.
Fransız ekibi Lille’in Yusuf Yazıcı aşkı bitmiyor… Daha önce milli yıldız için Trabzonspor’a 15 milyon euro teklif eden ve bu teklifi kabul görmeyen Ligue 1 temsilcisi, Karadeniz ekibinin kapısını bir kez daha çaldı… Taraflar İstanbul’da bir araya geldi. Yapılan toplantıda Lille teklifini arttırdı ve Bordo-Mavililer’e 16 milyon euro bonservis artı 25 yaşındaki Portekizli stoper Edgar Le ve bir sonraki satıştan %10 pay teklif etti.

YİNE GÖRÜŞECEKLER

Ancak, Trabzonspor yönetimi Fransızların bu teklifini de reddetti. Bordo-Mavililer, Lille’den Edgar Le’nin yanı sıra 18 milyon euro bonservis ve bir sonraki satıştan %20 pay istedi. Kıran kırana geçen pazarlıklarda uzlaşma sağlanamadı. Lille yetkilileri düşünmek için süre istedi ve masadan kalktı. Tarafların hafta sonu bir kez daha bir araya geleceği ve işi netleştireceği öğrenildi.

Trabzonspor'da gözler Sturridge ve Adebayor'da

Avrupa Ligi'nde 8 Ağustos'ta Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Fırtına'nın kadrosunu en geç yarın gece 24.00'e kadar UEFA'ya bildirmesi gerekiyor. Bu nedenle yönetim, başta forvet olmak üzere transferleri yarına kadar yetiştirmeyi hedefliyor.
Bordo-Mavililer, golcü almak için çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. Trabzonspor yönetimi, transfer listesinin ilk sıralarında yer alan Emmanuel Adebayor ile yeniden masaya oturdu. Karadeniz ekibi, Togo’lu futbolcuya 1.5 milyon Euro’dan 1 yıllık teklif sundu. 35 yaşındaki golcü ise 2 milyon Euro’dan 2 yıllık sözleşme istedi.
Karadeniz ekibinin hedefindeki bir diğer isim ise son olarak Liverpool’da forma giyen Daniel Sturridge. Kariyerinde hiç ülkesinin dışına çıkmadığını belirten İngiliz golcü, bu sebepten dolayı Trabzonspor’dan süre istemişti. Fırtına, 29 yaşındaki santrfordan gelecek yanıtı beklemeye başladı.
Trabzonspor, 8 Ağustos’ta Avrupa Ligi’nde Sparta Prag ile oynayacağı maç için yarın 24.00’e kadar UEFA’ya listeyi bildirmek zorunda. Bordo-Mavililer kalan kısa sürede forvet transferini bitirip Avrupa’da oynatmak istiyor. Aksi halde tek forvet Ekuban kalacak.

Trabzonspor aradığı stoperi Portekiz'de buldu: Fernandes Trabzonspor'da!

Bordo-Mavililer, Sporting Lizbon’un defans oyuncusuyla anlaştı. 23 yaşındaki Ivanildo Fernandes dün gece İstanbul aktarmalı olarak Trabzon’a geçti. Sağlık kontrolünde bir sorun yaşanmazsa Portekizli ile bugün kiralık olarak sözleşme yapılacak.
Avrupa Ligi’nde Sparta Prag ile 8 Ağustos’ta oynayacağı maç öncesinde UEFA’ya yarın gece 24.00’te kadroyu bildirmek zorunda olan Trabzonspor kalan süre içinde forvet ve savunmaya birer takviye yapmayı planlıyordu. Bordo-Mavililer stoper transferini dün gerçekleştirdi. Bonservisi Portekiz’in Sporting Lizbon takımında olan Ivanildo Fernandes ile anlaşmaya varıldı.
23 yaşındaki oyuncu dün gece geç saatlerde İstanbul’a geldi, ardından da Trabzon’a geçti. Satın alma opsiyonu... Geçen sezon Portekiz Ligi’ni 6. sırada bitiren Moirense takımında kiralık oynayan İvanildo Fernandes 24 maçta forma giydi, 1 de gol attı. Sol ayaklı stoperin bugün sağlık kontrolünden geçirileceği ve bir sorun yaşanmazsa sözleşme yapılacağı öğrenildi. Fırtına’nın, Feirnandes’i Sporting Lizbon’dan kiralayacağı, anlaşmada satın alma opsiyonunun da bulunacağı belirtildi.

Trabzonspor'dan CAS açıklaması

Trabzonspor Kulübü, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi'nin (CAS) dün 2010-2011 sezonu hakkında açıkladığı karar sonrası yazılı bir açıklama yaparak, hukuki mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini belirtti.
Trabzonspor Kulübü, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi'nin (CAS) dün 2010-2011 sezonu hakkında açıkladığı karar sonrası yazılı bir açıklama yaparak, hukuki mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini belirtti.
Bordo-mavililerin resmi internet sitesinden CAS kararı ile ilgili şu açıklamaya yer verildi:
"Kamuoyunun malumu olduğu üzere 2010 - 2011 sezonunda yaşanan şike faaliyetleri ile ilgili kulübümüz FIFA’ya başvuruda bulunarak adalet arayışını sürdürmüştür. Ancak FIFA Disiplin Komitesi Başkanı, yetkisi olmamasına rağmen ‘dosyanın kapağını dahi açmadan’ başvurumuzu reddetmiştir. Kulübümüz bunun üzerine Spor Tahkim Mahkemesi CAS’a yeni bir başvuruda bulunmuş ve ilgili karara itiraz etmiştir.
Başkanımız Ahmet Ağaoğlu ve yönetim kurulu üyelerimizle birlikte hukukçularımızın İsviçre’nin Lozan kentinde katıldığı duruşmanın ardından CAS nihai kararını açıklamıştır.
CAS kararında, Fenerbahçe’nin 2010-2011 sezonunda maç satın alma, şike ve teşvik gibi eylemleri gerçekleştirdiğini, şike suçundan kişilere cezaların verildiğini; ancak kurumlarla ilişkilendirilmediği için ilgili kulübe ceza verilmediğini belirtmiştir. CAS, kararının devamında ‘komik’ bir bahaneye sığınarak, kulübümüzün 2010-2011 sezonu şampiyonu ilan edilebilmesi için FIFA veya TFF’de herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığını ifade etmiştir.
CAS ayrıca, kulübümüzün şike - teşvik nedeniyle yaşadığı mağduriyeti kabul etmiş; ancak FIFA tarafından Fenerbahçe’ye yaptırım uygulanması için talimat verilse veya TFF doğrudan Fenerbahçe’ye yaptırım uygulasa bile “bu durumun kulübümüzü etkilemeyeceği” gibi hukukla izah edilemeyecek bir kararın altına imza atmıştır!
Özetle Spor Tahkim Mahkemesi CAS, bu kararıyla, şikeden mağdur olan takımların haklarının kendilerine iade edilemeyeceği şeklindeki hiçbir hukuki altyapısı olmayan kararıyla bu tür illegal faaliyetleri legal hale getirmiştir. Bu karardan sonra dünyanın herhangi bir liginde şampiyonluğu şikeyle çalınan takımlar, artık haklarını alamayacaklardır!
Avrupa futbolunu yönetme iddiasındaki UEFA, dünya futbolunu yönetme iddiasındaki FIFA ve yaşanan adaletsizlikleri ortadan kaldırma iddiasındaki Spor Tahkim Mahkemesi CAS, tarihin en belirgin emek hırsızlığı karşısında tarihi bir sorumluluk üstlenmek yerine asla unutulmayacak bir garabetin öznesi haline gelmişlerdir!

Bir kez daha belirtmek isteriz ki

Bizim için en değerli tescil; gururla giydiğimiz formamıza bulaşmamış leke ve ülkemizin her bir köşesindeki insanların zihnindeki tertemiz Trabzonspor’dur!
Resmi veya gayri resmi organlar üzerinden yürütülen manipülasyonların, “Şampiyonluğumuz bir kez daha tescillendi” gibi yalanların ya da algı yönlendirmelerinin 3 Temmuz 2011’de gün yüzüne çıkan şike - teşvik eylemlerini gizlemesi, gölgelemesi veya yenmesi mümkün değildir. Kulübümüz; 2010-2011 sezonunun tertemiz ve yegane şampiyonudur!
Sonuç olarak; yasal süreçlerin kulübümüz tarafından takip edileceğini, alın terimizin karşılığı olan şampiyonluk unvanımızın tarafımıza verilmesi için hukuki mücadelenin sürdürüleceğini kamuoyuna saygıyla duyururuz."
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]